Mustafa Akay
De Get Amerika!
Başlığın özgün biçimi “Yankee go home”dur. Oradaki yanki daha sonra “Go home Amerika” oldu. Yani ezilmiş toplumlar emperyalist Batıya “…iktir git Batılı (Amerikalı)” dediği dönemden “…iktir git Amerika” noktasına geldik.(*)
Dünyanın haydut devleti Amerika, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kendisini evrenin hâkimi yerine koyan bir anlayışa evrildi. Her yere saldırma, hakkını kendinde buldu.
Bir kabadayı gibi, önüne gelene saydırmaya başladı.
İşgalci bir anlayışla yapılan bu saldırıları şöyle özetleyebiliriz.
- Afganistan (2001-2021), Irak (1991, 2003-2011), Suriye (2014-günümüz), Yemen (2002-günümüz), Pakistan (2007-2015), İran (1953 darbesi, 1987, 2025).Panama (1989), Grenada (1983), Küba (1961), Nikaragua (1980’ler), Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Honduras.Vietnam (1955-1975), Kore (1950-1953), Filipinler.Yugoslavya (1999), Libya (1986, 2011, 2015)
- Çoğunda başarıya ulaştı. Afganistan’da biraz tökezledi, Vietnam’da sersemledi. Demokrasi getireceğim diyerek girdiği ülkeleri, böldü parçaladı. Aynısını İran’da da yapacağını sandı. Ancak, binlerce yıllık devlet geleneği ve köklü bir medeniyeti olan İran’ın karşısında kâğıttan kaplan olduğu ortaya çıktı. Sınırları cetvelle çizilen sözde devletlerin insanları ülkelerini bırakıp kaçarlarken, İran dışındaki İranlılar, akın akın yurtlarına dönüş yaptılar. Amerika’nın buzdan şatosu böylece paramparça oldu.
- Amacımız bu gelişmeleri anlatmaktan çok 68 Kuşağının direnişini dile getirmekti.
- Kore Savaşından sonra, Türkiye’yi bir eyaleti olarak gören Amerika, üsleriyle sindire sindire nüfuzunu kuruyordu topraklarımızda. Bu birilerinin işine geliyordu. Türküler yakılıyordu, Amerika’ya. Celal İnce o ünlü parçasında, Amerika’ya neler diyordu neler.
“Amerika, Amerika,/ Türkler dünya durdukça,/ Beraberdir seninle,/ Hürriyet savaşında/ Bu bir dostluk şarkısıdır,/ Kardeşliğin yankısıdır,/Kore’de olduk kan kardeşi,/Sönmez bu dostluğun ateşi./ Senin New York’un,/ Yükselir göklere,/ Senin İstanbul’un,/ Destandır dillere/ Amerika, Amerika,/ Türkler dünya durdukça,/ Beraberdir seninle,/ Hürriyet savaşında.”
1950’li yıllarda yurdumuza gelen ve limanlarımıza demirleyen Misuri Zırhlısı, büyük bir coşkuyla karşılanmış ve halkın yüzü önüne düşürülmüştü. Yaşanan kepazeliklerin bini bir paraydı.
1968 yılında ise 6. Filo Türkiye’ye geliyordu. Hazırlıklar tamamlanmış coşkuyla yapılması programlanmıştı. Beklenenin aksi oldu. Antiemperyalist güçler ve Devrimci Gençlik 6. Filoya bayrak açtılar.
Filo’nun 15 Temmuz 1968’de İstanbul’a gelmesi, Türkiye’de 68 Kuşağı hareketini tırmandıran en önemli olaylardandı. Sekiz günlük bir ziyaret için gelen 6. Filo’nun Dolmabahçe’ye demirlediği gün, İTÜ öğrencisi 100 kadar genç, rıhtımdaki gönderlerde Türk bayraklarını yarıya kadar çekerek bu ziyareti protesto etti.
Yurtsever Gençler, protesto ederlerken ilginç bir olay yaşandı. 6 Şubat 1969 Pazar günü kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınan insanların bir bölümü Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi adeta “kıble bilip namaz kıldılar. (En önde de bir dönem AKP’den Kültür Bakanlığı yapan ve sonrasında TBMM Başkanlığına atanan dönemin İslamcı Gençlik Liderlerinden İsmail Kahraman’dı)* Tekbirlerle kılınan “cihat” namazından sonra, “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganlarıyla Taksim’e yürüdüler.
Devrimci Gençlik ise, 16 Şubat 1969’da Beyazıt’tan Taksim’e “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” başlattı. Eylemlerde ilk şehidini de verdi. Vedat Demircioğlu, yurt penceresinden atılarak katledildi.
Sloganları ise; Go Home Amerika (Yankee Go Home) “Geldikleri gibi gidecekler”, “Emperyalizm ve yerli uşaklarına karşıyız”, “Öleceğiz, Atatürk’ün yolundan dönmeyeceğiz”, “Rezil Coni bir daha gelme”, “Amerikan iti toprağımızda havlayamaz” ve “Amerika’yla tartışılmaz, savaşılır”, “Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir” şeklindeydi.
Devrimci Gençlik Tam Bağımsız Türkiye Ülküsü ile Amerika’ya karşı mücadele verirken , bugünkü iktidarın ağababaları secde ediyorlardı.
Günümüzde de değişen bir şey yok. Amerika on binlerce kilometre öteden gelip, bir Müslüman ülkeye saldırırken, aynı kesim tarafsızlık pozunda Amerika’nın borusunu öttürüyor. Kısacası, sağ düşünce, ne yazık ki, haklının değil, güçlünün safında yer alıyor.
Bu sözler, başta Deniz Gezmiş ve arkadaşları olmak üzere, Devrimci Gençliğindir. Anıları önünde saygıyla eğilmek ve attıkları adımları izlemek boynumuzun borcu olmalıdır..
Yamyam Amerika’yı en iyi betimleyen ozanlarımızdan Cahit Külebi, bakın ne diyor.
AMERİKA
“Önce Kristof Kolomb buldu Amerika’yı,
Sonra biz.
Umutlar azaldı, günden güne, mutluluklar
Ve ekmeğimiz.
Bir çocuk ağlarsa dağ başında
Gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
Bilin ki o kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
Darağaçlarında Amerika var.
Ama biz yine de direneceğiz
Sonuncumuza kadar. ( 1971)”
Bir başka ozanımız Turgut Yücel de umutsuzluğa yer bırakmıyor ve “direnenler Kazanır” diyor unutulmaz şiirinde.
“Saraylar Saltanatlar Çöker / Kan Susar Bir Gün / Zulüm Biter / Menekşeler De Açılır Üstümüzde / Leylaklar Da Güler / Bugünlerden Geriye / Bir Yarına Gidenler Kalır / Bir De Yarınlar İçin Direnenler.
*editörün notu
Mustafa Akay
Ah Rüzgarlı Ah!
Ankara’nın Bab-ı Ali’si denirdi.
Nice yurtsever oradan haykırdı ülkenin sorunlarını…
Kimler geldi kimler geçti…
Saysak isimlerini sayfalar almaz.
Ah Rüzgarlı ah!
Gazeteler birer ikişer kapandıktan, İstanbul gazeteleri de başka yerleri mekân tuttuklarından ıssızlaştın…
Ne kağıtçın kaldı, ne klişecin…
Makinaların sesleri kesildi…
Mürekkep kokusu yayılmaz oldu ortalığa…
Şimdi bırak senin o ihtişamlı günlerini, Ankara’nın doğru dürüst gazetesi bile kalmadı. Olanlar da direniyor. Artık, tezgahlarda gazeteler bulunmuyor….
Çankırı Caddesi’nden girdiğinizde Ulus Gazetesi karşılardı sizi. Aşağılara indikçe, onlarca gazete tabelası gülümserdi.
Ecevit’inden Nahit Duru’suna, Kemal Çukurkavaklı’sından Melih Aşık’ına, Rıfat Ilgaz’ından Aziz Nesin’ine, Nursal Tekin’inden İlyas Özdemir’ine, Şinasi Nahit Berker’inden Mehmed Kemal’ine kimler solumadı ki senin havanı, kimler yürümedi yokuşundan…
Ne anlı şanlı gazeteler ses verdi.
Sonra devran döndü.
Çapsızlar sardı dört bir yanını…
İnşaatçılara mekan oldu iş hanların…
Mafyalar türedi…
Sonra Ankara’ya hakim oldular rant mafyaları…
İş insanı görüntüsü altında Ankara’nın kaymağını yediler…
Parsel parsel satan siyasetçilerle ortaklık kurdular. Ankara’nın dört bir yanını ele geçirdiler… Hele hele son 30 yıldır yedikçe yediler…
Gelişen teknoloji yazılı basını biraz daha zora sokarken, gazeteci müsveddeleri ortalığı ele geçirdiler. Dünün besleme basını bugün yandaş basın oldu. Artık, çay simit gazeteciliği yerini dolar, yat, kat gazeteciliğine bıraktı. Halkı, bilgilendirme görevi, muhalefeti karalama görevine dönüştü.
İstanbul’da Babıâli, Ankara’da Rüzgarlı söndü, Türkiye’de gazetecilik bitti.
Yazarlar
Bir Ölüp Milyon Gelmek
Mayıs ayı, tarihimizde önemli olayların yaşandığı bir aydır. Tarihin derinliklerine gidip. mayıs ayında yaşanan olayları kronolojik olarak ele almak bu yazının konusu değil.
Bu yazımızda, sadece, iki önemli olayı değerlendireceğiz.
Bilindiği gibi toplumumuzda, geleneksel hale gelmiş Hıdırellez kutlamaları da vardır. Hıdırellez bolluk ve bereketi simgeler. Bir bayram gibi görülür.
Türkiye, 6 Mayıs 1972 tarihinde de bu kutlamalara hazırlanırken, bir acıyla sarsıldı.
Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde daha tan doğmadan, yaşları henüz 25 olan üç genç asılarak idam edildi. Nihat Behram’ın dediği gibi, artık onlar “Üç Fidan” olmuşlardı.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, yaşamlarının baharında bir bayram sabahı asılarak sonsuzluğa gönderildiler.
Bu gençler ne yapmışlardı?
Yaptıkları, Atatürk’ün izinde, Tam Bağımsız Türkiye mücadelesiydi.
Hatta, 30 Ekim 1968 tarihinde, Samsun’dan Ankara’ya, ” Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenlemişlerdi.
On günde Ankara’yla ulaşmak ve Atatürk’e bağlılıklarını dile getireceklerdi. 24 gencin başlattığı yürüyüş 10 Kasım’da Anıtkabir’e ulaştığında on binleri bulmuştu.
Her yerde emperyalizme karşı olduklarını haykırıyorlar, Amerika’ya defol diyorlar, 6. Filo’yu protesto ediyorlardı. Toplumda tam anlamıyla bir Amerikan karşıtlığı kendini göstermeye başlamıştı. Bu da Amerikan Uşaklarının işine gelmiyordu.
İplerinin çekilmesine karar verilmişti egemenler tarafından.
O ip, Türk Halkının bayram olarak kutladığı ve baharın müjdecisi olduğuna inandığı bir günde çekildi.
Asarak, onların düşüncelerini yok edeceklerini sananlar, yanıldıklarını yıllar içinde anladılar. Çünkü, Üç Fidan, insanların gönüllerinde yer bularak, milyonlarca kişi tarafından benimsendi, sevildi.
Bu olay, Mayıs ayının bize hüzün veren bölümüdür.
Bize, mutluluk veren, bir bölümü de vardır ki, Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının Samsun’a çıkışlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk de Tam Bağımsız Türkiye Ülküsü için 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan Kurtuluş Savaşını başlatan adımı atmıştır. Yani, Türk Zaferi’nin yolunu açan aydır Mayıs. 19 Mayıs’ı da gününde değerlendirelim düşüncesiyle, Üç Fidan’ı asıldıklarının yıldönümünde anıyor, mücadelelerinin unutulmayacağını belirtmek istiyoruz. Onlar bir öldüler, milyon geri geldiler.
Yazarlar
O Cendereden Geçmiş Biri Olarak Söylüyorum: CHP’li Başkanlar Suçsuzdur!
Haziran Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin ardından CHP aynı yıl kasım ayında 38. Kurultayını topladı. Bu kurultay, partinin başına genç bir adamı getirdi.
O genç adam ve arkadaşları daha koltuklarına alışamadan, önlerinde bir yerel seçim geldi.
Yeni yönetimle birlikte partililerin ve halkın yüzleri güldü.
13 yıl boyunca, her seçim sonrasında kafasını öne eğmek zorunda kalan partililer bu kez zaferin ne olduğunu tattılar. Seçim sonuçları karamsarlığın ve umutsuzluğun yerini sevince, güvene bıraktı. Çünkü, Türkiye’nin yedi coğrafyasında güller açtı. Türkiye haritası Türk Bayrağının kırmızısı gibi oldu.
Bu azımsanamayacak bir başarıydı.
Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Manisa, Kütahya, Uşak, Afyon, Adıyaman, Mersin, Antalya, Adana, Zonguldak, Artvin, Giresun, Bartın, Kilis, Denizli, Bolu, Kırşehir, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Çanakkale, Edirne, Eskişehir, Kastamonu, Muğla, Tekirdağ, Kırıkkale, Ardahan, Yalova, Sinop ile ülkenin en büyük ilçelerinin belediyelerini CHP sildi süpürdü. Ankara ve İstanbul’da bir önceki seçime göre, ilçe belediyelerin büyük bölümü kazanıldı.
Yüzde 38 oy oranı ile Türkiye’nin birinci partisi olma özelliği elde edildi.
Bu sonuç, birilerinin işine gelmedi elbette. Muktedir, emrindeki bakan memurlara “silkeleyin” talimatını verdi. CHP’li belediyeler, maliye ve SSK tarafından silkelenmeye başlandı. CHP’li belediyeler, AKP’li belediyeler zamanından kalma borçları bile ödemeye başlayınca bu kez başka yollar arandı. Bir dönem aynı cendereden geçmiş birisi olarak söylüyorum. CHP’li belediye başkanları suçsuzdur. Hatalı olanlar da gemiyi terk edip gitmektedirler. Terör denildi, adam kayırma denildi, ardından yolsuzluk ve örgüt denildi. Belediyelerin işleyiş şemaları, sanki bir örgütün kuruluş şeması gibi halka anlatıldı. Amaç, CHP’yi ve belediyeleri itibarsızlaştırmaktı. Ne yaptılarsa, sonuç alamayınca, 19 Mart’ta sivil bir darbe yaparak zaten bilinen demokrasi anlayışlarını ortaya koydular. Belediyelerin üzerine çökmeye başladılar. Belediyelere operasyonlar yapıldı, başkanlar ve bürokratlar hapse atıldı. Uyduruk suçlamalarla davalar açıldı. Heyhat ne yapsalar para etmiyordu. İşte, bu yaşananlar sırasında, Türkiye bir lider kazandı. Ufak tefek sürç- i lisanları olsa da korkmayan, ürkmeyen, yorulmayan oradan oraya koşan bir genç adam kitlenin güvenini yeniden kazandırdı. Şimdi bazıları bu çabaları başarısız bulduklarına ilişkin görüşler açıklıyorlar.
Adam, bir dakika durmuyor, halkla kucaklaşmasını biliyor.
Bu duruma başarısız diyenlerin aklından şüphe etmek gerekir.
Çünkü, bir ülkenin kurucu partisine düşman hukuku uygulayan ve elindeki bütün gücü onu yok etmek için kullanan bir iktidar var. Öyle ki partili cumhurbaşkanı, CHP ile yatıyor, CHP ile kalkıyor.
Rüyasında bile CHP’yi görüyor. Bunca baskıya karşın, direnen bir CHP onu uykularından ediyor. İşin en güzel tarafı ise, CHP’nin itibarsızlaştırılmasına AKP’li trollerin dışında kimse inanmıyor.
Tarihte direnenler hep kazanmışlardır. Ortaya konulan engeller ne kadar büyük olursa olsun, direnenler, azim ve kararlılıkla bunları aşmasını bilecektir. CHP’nin parti devletinin hegemonyasını yıkma gibi bir misyonu da vardır
CHP, engelleri aşa aşa ülkeyi kurmuştur. Şimdi de engelleri aşa aşa kurtuluşu getirecektir.
Sanki Ahmed Arif, yıllar öncesinden CHP’ye ve liderine seslenir gibidir.
Öyle yıkma kendini,/ Öyle mahzun, öyle garip…/Nerede olursan ol,/ İçerde, dışarda, derste, sırada,/ Yürü üstüne – üstüne,/Tükür yüzüne celladın,/Fırsatçının, fesatçının, hayının…/ Dayan kitap ile/ Dayan iş ile./Tırnak ile, diş ile,/ Umut ile, sevda ile, düş ile/ Dayan rüsva etme beni./ Gözlerinden öperim,/ Bir umudum sende
-
Siyaset4 ay ÖnceCeyhun Atıf Kansu Caddesi’nin Adı “Sinan Ateş” Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara’nın Suyunu Kim Çalıyor?
-
İlçe Haberleri3 ay ÖnceHaymana’nın OSB Hayali Gerçek Oluyor
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Mamak Belediyesi 23 Nisan Kutlaması
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Etimesgut Belediyesi 23 Nisan’ı Kutladı
-
İlçe Haberleri5 ay ÖnceAnkara-Polatlı Yol Ücreti 145 TL Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara Pazarcılar Odası Başkanı Yanlış Anlaşılmış!
-
Gündem5 ay ÖnceAnkara Lokantacılar Odası’nda Başkanlık Yarışı Kızışıyor:

