Mustafa Akay
Ah Rüzgarlı Ah!
Ankara’nın Bab-ı Ali’si denirdi.
Nice yurtsever oradan haykırdı ülkenin sorunlarını…
Kimler geldi kimler geçti…
Saysak isimlerini sayfalar almaz.
Ah Rüzgarlı ah!
Gazeteler birer ikişer kapandıktan, İstanbul gazeteleri de başka yerleri mekân tuttuklarından ıssızlaştın…
Ne kağıtçın kaldı, ne klişecin…
Makinaların sesleri kesildi…
Mürekkep kokusu yayılmaz oldu ortalığa…
Şimdi bırak senin o ihtişamlı günlerini, Ankara’nın doğru dürüst gazetesi bile kalmadı. Olanlar da direniyor. Artık, tezgahlarda gazeteler bulunmuyor….
Çankırı Caddesi’nden girdiğinizde Ulus Gazetesi karşılardı sizi. Aşağılara indikçe, onlarca gazete tabelası gülümserdi.
Ecevit’inden Nahit Duru’suna, Kemal Çukurkavaklı’sından Melih Aşık’ına, Rıfat Ilgaz’ından Aziz Nesin’ine, Nursal Tekin’inden İlyas Özdemir’ine, Şinasi Nahit Berker’inden Mehmed Kemal’ine kimler solumadı ki senin havanı, kimler yürümedi yokuşundan…
Ne anlı şanlı gazeteler ses verdi.
Sonra devran döndü.
Çapsızlar sardı dört bir yanını…
İnşaatçılara mekan oldu iş hanların…
Mafyalar türedi…
Sonra Ankara’ya hakim oldular rant mafyaları…
İş insanı görüntüsü altında Ankara’nın kaymağını yediler…
Parsel parsel satan siyasetçilerle ortaklık kurdular. Ankara’nın dört bir yanını ele geçirdiler… Hele hele son 30 yıldır yedikçe yediler…
Gelişen teknoloji yazılı basını biraz daha zora sokarken, gazeteci müsveddeleri ortalığı ele geçirdiler. Dünün besleme basını bugün yandaş basın oldu. Artık, çay simit gazeteciliği yerini dolar, yat, kat gazeteciliğine bıraktı. Halkı, bilgilendirme görevi, muhalefeti karalama görevine dönüştü.
İstanbul’da Babıâli, Ankara’da Rüzgarlı söndü, Türkiye’de gazetecilik bitti.
Yazarlar
Bir Ölüp Milyon Gelmek
Mayıs ayı, tarihimizde önemli olayların yaşandığı bir aydır. Tarihin derinliklerine gidip. mayıs ayında yaşanan olayları kronolojik olarak ele almak bu yazının konusu değil.
Bu yazımızda, sadece, iki önemli olayı değerlendireceğiz.
Bilindiği gibi toplumumuzda, geleneksel hale gelmiş Hıdırellez kutlamaları da vardır. Hıdırellez bolluk ve bereketi simgeler. Bir bayram gibi görülür.
Türkiye, 6 Mayıs 1972 tarihinde de bu kutlamalara hazırlanırken, bir acıyla sarsıldı.
Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde daha tan doğmadan, yaşları henüz 25 olan üç genç asılarak idam edildi. Nihat Behram’ın dediği gibi, artık onlar “Üç Fidan” olmuşlardı.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, yaşamlarının baharında bir bayram sabahı asılarak sonsuzluğa gönderildiler.
Bu gençler ne yapmışlardı?
Yaptıkları, Atatürk’ün izinde, Tam Bağımsız Türkiye mücadelesiydi.
Hatta, 30 Ekim 1968 tarihinde, Samsun’dan Ankara’ya, ” Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenlemişlerdi.
On günde Ankara’yla ulaşmak ve Atatürk’e bağlılıklarını dile getireceklerdi. 24 gencin başlattığı yürüyüş 10 Kasım’da Anıtkabir’e ulaştığında on binleri bulmuştu.
Her yerde emperyalizme karşı olduklarını haykırıyorlar, Amerika’ya defol diyorlar, 6. Filo’yu protesto ediyorlardı. Toplumda tam anlamıyla bir Amerikan karşıtlığı kendini göstermeye başlamıştı. Bu da Amerikan Uşaklarının işine gelmiyordu.
İplerinin çekilmesine karar verilmişti egemenler tarafından.
O ip, Türk Halkının bayram olarak kutladığı ve baharın müjdecisi olduğuna inandığı bir günde çekildi.
Asarak, onların düşüncelerini yok edeceklerini sananlar, yanıldıklarını yıllar içinde anladılar. Çünkü, Üç Fidan, insanların gönüllerinde yer bularak, milyonlarca kişi tarafından benimsendi, sevildi.
Bu olay, Mayıs ayının bize hüzün veren bölümüdür.
Bize, mutluluk veren, bir bölümü de vardır ki, Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının Samsun’a çıkışlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk de Tam Bağımsız Türkiye Ülküsü için 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan Kurtuluş Savaşını başlatan adımı atmıştır. Yani, Türk Zaferi’nin yolunu açan aydır Mayıs. 19 Mayıs’ı da gününde değerlendirelim düşüncesiyle, Üç Fidan’ı asıldıklarının yıldönümünde anıyor, mücadelelerinin unutulmayacağını belirtmek istiyoruz. Onlar bir öldüler, milyon geri geldiler.
Yazarlar
O Cendereden Geçmiş Biri Olarak Söylüyorum: CHP’li Başkanlar Suçsuzdur!
Haziran Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin ardından CHP aynı yıl kasım ayında 38. Kurultayını topladı. Bu kurultay, partinin başına genç bir adamı getirdi.
O genç adam ve arkadaşları daha koltuklarına alışamadan, önlerinde bir yerel seçim geldi.
Yeni yönetimle birlikte partililerin ve halkın yüzleri güldü.
13 yıl boyunca, her seçim sonrasında kafasını öne eğmek zorunda kalan partililer bu kez zaferin ne olduğunu tattılar. Seçim sonuçları karamsarlığın ve umutsuzluğun yerini sevince, güvene bıraktı. Çünkü, Türkiye’nin yedi coğrafyasında güller açtı. Türkiye haritası Türk Bayrağının kırmızısı gibi oldu.
Bu azımsanamayacak bir başarıydı.
Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Manisa, Kütahya, Uşak, Afyon, Adıyaman, Mersin, Antalya, Adana, Zonguldak, Artvin, Giresun, Bartın, Kilis, Denizli, Bolu, Kırşehir, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Çanakkale, Edirne, Eskişehir, Kastamonu, Muğla, Tekirdağ, Kırıkkale, Ardahan, Yalova, Sinop ile ülkenin en büyük ilçelerinin belediyelerini CHP sildi süpürdü. Ankara ve İstanbul’da bir önceki seçime göre, ilçe belediyelerin büyük bölümü kazanıldı.
Yüzde 38 oy oranı ile Türkiye’nin birinci partisi olma özelliği elde edildi.
Bu sonuç, birilerinin işine gelmedi elbette. Muktedir, emrindeki bakan memurlara “silkeleyin” talimatını verdi. CHP’li belediyeler, maliye ve SSK tarafından silkelenmeye başlandı. CHP’li belediyeler, AKP’li belediyeler zamanından kalma borçları bile ödemeye başlayınca bu kez başka yollar arandı. Bir dönem aynı cendereden geçmiş birisi olarak söylüyorum. CHP’li belediye başkanları suçsuzdur. Hatalı olanlar da gemiyi terk edip gitmektedirler. Terör denildi, adam kayırma denildi, ardından yolsuzluk ve örgüt denildi. Belediyelerin işleyiş şemaları, sanki bir örgütün kuruluş şeması gibi halka anlatıldı. Amaç, CHP’yi ve belediyeleri itibarsızlaştırmaktı. Ne yaptılarsa, sonuç alamayınca, 19 Mart’ta sivil bir darbe yaparak zaten bilinen demokrasi anlayışlarını ortaya koydular. Belediyelerin üzerine çökmeye başladılar. Belediyelere operasyonlar yapıldı, başkanlar ve bürokratlar hapse atıldı. Uyduruk suçlamalarla davalar açıldı. Heyhat ne yapsalar para etmiyordu. İşte, bu yaşananlar sırasında, Türkiye bir lider kazandı. Ufak tefek sürç- i lisanları olsa da korkmayan, ürkmeyen, yorulmayan oradan oraya koşan bir genç adam kitlenin güvenini yeniden kazandırdı. Şimdi bazıları bu çabaları başarısız bulduklarına ilişkin görüşler açıklıyorlar.
Adam, bir dakika durmuyor, halkla kucaklaşmasını biliyor.
Bu duruma başarısız diyenlerin aklından şüphe etmek gerekir.
Çünkü, bir ülkenin kurucu partisine düşman hukuku uygulayan ve elindeki bütün gücü onu yok etmek için kullanan bir iktidar var. Öyle ki partili cumhurbaşkanı, CHP ile yatıyor, CHP ile kalkıyor.
Rüyasında bile CHP’yi görüyor. Bunca baskıya karşın, direnen bir CHP onu uykularından ediyor. İşin en güzel tarafı ise, CHP’nin itibarsızlaştırılmasına AKP’li trollerin dışında kimse inanmıyor.
Tarihte direnenler hep kazanmışlardır. Ortaya konulan engeller ne kadar büyük olursa olsun, direnenler, azim ve kararlılıkla bunları aşmasını bilecektir. CHP’nin parti devletinin hegemonyasını yıkma gibi bir misyonu da vardır
CHP, engelleri aşa aşa ülkeyi kurmuştur. Şimdi de engelleri aşa aşa kurtuluşu getirecektir.
Sanki Ahmed Arif, yıllar öncesinden CHP’ye ve liderine seslenir gibidir.
Öyle yıkma kendini,/ Öyle mahzun, öyle garip…/Nerede olursan ol,/ İçerde, dışarda, derste, sırada,/ Yürü üstüne – üstüne,/Tükür yüzüne celladın,/Fırsatçının, fesatçının, hayının…/ Dayan kitap ile/ Dayan iş ile./Tırnak ile, diş ile,/ Umut ile, sevda ile, düş ile/ Dayan rüsva etme beni./ Gözlerinden öperim,/ Bir umudum sende
Yazarlar
El Attıkları Yeri Kurutuyorlar
Güzel Türkiye’miz freni patlamış bir kamyon gibi kontrolsüz bir şekilde yol alıyor. Battı balık yan gider desek de yeridir.
Patinaj yapıyor güzel ülkemiz.
Daha doğrusu yönetilemiyor.
Yönetilemeyen bir ülkede, insanlar umutlarını yitiriyorlar, mutsuzluğa gömülüyorlar.
Nereye el atılsa, elde kalıyor,
Derin derin analiz yapmaya gerek yok.
Son yaşananlar, bir şeyler anlatıyor insanlara.
Dilerseniz, kısa bir gezinti yapalım.
Milli Eğitim’de ne durumdayız? Sağlık işleri ne alemde? Ya ekonomi? Dış politikada bir etkinliğimiz var mı? Adil bir adalet olduğuna inanıyor mu halkımız?
Öyle bir yönetim var ki, başımızda, nereye el atsa kurutuyor.
Neyi, nasıl yapacağını bilemez duruma düşmüş.
Eğitim ve sağlıkta her şey ticarileştirilmiş, parası olmayanın canı çıkıyor.
Ekonomi, battıkça batıyor. Dünyanın en pahalı ülkesi haline gelmişiz. Emeklimizi, çalışanımızı açlık sınırına kadar götürmüşüz.
Uyuşturucu kullanımı çok küçük yaşlara inmiş. Akran zorbalığı almış yürümüş. Kadın ve çocuk cinayetlerinde başı çekiyoruz. Adli olayların biri bitmeden biri başlıyor. Cinnet geçirenlerin sayısındaki hızlı artış korkutucu.
Ülkemizin iki güzel coğrafyasında yaşanan olayda çok sayıda kişinin ölmesi ve yaralanması, birilerinin aklını başına getirmedi.
Bu iki olay kamuoyunda fazla konuşulmaya başlanınca, her zaman yaptıkları gibi gündemi değiştirmek için CHP’li bir belediyeye daha operasyon yaptılar. Böylece, iki üzücü olayı kapatacaklarını umarak.
Halkın iradesine saygı duymayanlar, antidemokratik bir biçimde çökmeyi içlerine sindirebiliyorlar.
Gerçi, bunların demokrasi düşmanlıkları fıtratlarında var. Cumhuriyet ve kurucu değerlere düşmanlıklarını her alanda gösteriyorlar.
Karşılarında direnen yığınlar olduğunu görünce de şaşırıyorlar. Bütün bunların yanında ekonomik ve sosyal kriz de artınca, yönetemiyorlar. Yönetemedikçe, yalpalıyorlar. Yalpaladıkça şaşırıyorlar. Şaşırdıkça, saldırıyorlar.
Saldırdıkça da batıyorlar, batarken de gidiyorlar.
-
Siyaset4 ay ÖnceCeyhun Atıf Kansu Caddesi’nin Adı “Sinan Ateş” Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara’nın Suyunu Kim Çalıyor?
-
İlçe Haberleri3 ay ÖnceHaymana’nın OSB Hayali Gerçek Oluyor
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Mamak Belediyesi 23 Nisan Kutlaması
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Etimesgut Belediyesi 23 Nisan’ı Kutladı
-
İlçe Haberleri5 ay ÖnceAnkara-Polatlı Yol Ücreti 145 TL Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara Pazarcılar Odası Başkanı Yanlış Anlaşılmış!
-
Gündem5 ay ÖnceAnkara Lokantacılar Odası’nda Başkanlık Yarışı Kızışıyor:

