Connect with us

Sami Gökçe

Ankara’da Kazanıp Ankara’ya Yatırım Yapan Adam!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlarım;

Yazdıklarım bir Cumhuriyet başarı öyküsüdür;

Nasıl Süleyman Demirel bir Cumhuriyet öyküsü ise nasıl Tayyip Erdoğan Cumhuriyet öyküsü ise daha kıymetli bir öykü bu.

Bilim insanı olarak hizmete başlayıp kazandığını ülkesine yatıran bir insanın öyküsü..

Büyük gazeteci Nahit Duru sayesinde Kanal B Televizyonunda yolumun kesiştiği Prof. Dr. Mehmet Haberal benim için anıtı dilikecek insandır.

Prof. Dr. Mehmet Haberal öyküsü ilginçtir. Yan yana geldiğimizde çatıştığımız çok konu olduğunda bana “Bakara suresi…”ayetinden örnek verip sakinleşmemi isterdi…

Bir gün yine haber çıkışı konuşma-tartışma arası bir durumda “bakara 5. sure derki.”.diye başlayıp sakin olmamı istedi..

Sonra farkettim hoca Kuran’ı ezbere biliyormuş!

..

Kendi anlatımıyla Haçapit’ten kardeşleriyle çıkan bir çocuk.. Geceleri eve gelirken çıra ışığında yolu bulan sıradan bir Karadenizli çocukmuş.

İlkokula, teyzesinin evindeki misafir odasında başlamış. Tek sınıflı, tek öğretmenli bir okulda öğretmenin söylediği sözü hiç unutmamış:
-İnsan, içinde yaşadığı şartlara teslim olmaz; onlarla mücadele eder.

Zonguldak dönüm noktası…

CHP’li olan hatta delegesi olan babasının Zonguldak’taki fırınında çalıştı.. Çelikel Lisesi’inin başarılı öğrencisiydi…

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı..

Ankara’ya gitti.

Ve hayatı değşti…

Hoca parlak öğrenciydi.

Hacettepe’de göreve başladı..

Doğramacı’nın dikkatini çekti…

Asistanlığı döneminde Prof. Dr. Doğramacı’nın belirlediği 4 parlak öğrenciden biri de Dr. Haberal idi. Haberal’ı Yanık Tedavileri ve Organ Nakli konusunda uzmanlaşmak üzere eğtime gönderdi. Yanısıra 3 öğrencisini daha… Eğitimi bitirip gelen dört öğrenciden en başarılısı Dr. Haberal doku nakli yapabilen bir bilim insanı olarak tarihe gçecekti.

Diğer öğrenciler de çok başarılı olacak ve Hacettepe’de Rektörlük bile yapacaklardı…

Ama en başarılısı Dr. Haberal idi..

Zamanı gelmişti…

Doğramacı YÖK Başkanı, Haberal ise başarılı bir öğretim görevlisi ve Vakıf başkanı. Bir görüşme sırasında hocasına üniversite kurmak istediğini ve isminin ne olacağını sordu.

Doğramacı tereddütsüz

“Başkent Üniversitesi” dedi.

Bir öğretmen – öğrenci ilişkisinin örneği olacak bağdı aslında bu..

Haberal için adeta talimat idi..

Hocanın aklındaki isim ise farklıydı..

Sözünü bile etmeden ,

“Tamam” deyip kuruluşunu tamamladığı üniversitenin adı Başkent Üniversitesi olmuştu…

Sadece bu mu…?

Toplumdan aldığını topluma vermek üzere eğitimin yanında bilgi ve kültür için radyo-televizyon gerekliliğini farkeden Dr. Haberal Kanal B televizyonunu kurdu.

Ben de Nahit Duru’nun çağrısı ile kanalın kuruluş aşamasından tasfiye edilidiğim 2009′ a kadar çalıştım..

Çalıştığım süre içinde kurucumuz Prof. Dr. Mehmet Haberal, haksızlığa uğradı.
FETÖ’cüler tarafından özgürlüğünden alıkonuldu.

Dönemin önderlerini içeri tıkan anlayışa karşı CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplumdan gelen talep doğrultusunda tutsakları aday göstermesiyle milletvekili seçildi..

Milletvekilliği sonrasında kaldığı yerden biliminsanlığına devam ediyor..
Silivri’de ise bu gün CHP’nin Cumhurbşkanı adayı Ekrem İmamoğlu yatıyor!

Hocaya sordum:

-Cumhurbaşkanlığı teklifini kabul etseydiniz bu günkü durum olur muydu?

Yanıtı çok politikti;

-Beni seçilmiş TBMM üyeleri seçecekti! Böyle bir durumda ben TBMM ile çelişirdim. O nedenle teklifi kabul etmedim.

Sonra geçmiş hukukumuza dayanarak yanına gelip bu günkü Silivri ile kendi yaşadığı durumu sordum;

Yanıtı çok netti:

-Savunma hakkı gaspedilmemeli. Bir de sağlık sorunu olanlar tutuksuz yargılanmalı.Bu anlayış ülkemizi yüceltmiyor..

Sonra;

Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutulduğu 12 metrakarelik zindana hapsedildi! dedim.

Haberal’ın yanıtı;

-Benim bedeninmi kilitleyenler, zihnini kilitleyemediler.

oldu..

Dostlar;

Hoca cezaevindeyken çalıştı. Harvard Üniversitesi ile protokol imzaladı. Başkent Üniversitesi ile Harvard arasında, yanık tedavisi alanında ortak akademik program başlatıldı.

Benim de izlediğim bir duruşmada Hoca FETÖ’cü savcıların hazırladığı iddianameye karşı şu tarihi savunmayı yapmıştı:

“Yaşamımı gasp ettiniz.
Zamanımı katlettiniz.

Buraya konuldum diye memleketime küsecek değilim.
Ne mutlu bize ki ülkemiz var.”

Dostlarım;

Haberal’a göre “Türkiye’de yapılamayacak çok az şey var.
Nasıl’ın yanıtı ise tecrübe ile sabit:
Binlerce böbrek, karaciğer ve kalp nakli.
Yüzlerce yetişmiş hekim.
Bir ekol.
Bir gelenek.

Nitekim Yunanistan Akademisi, tarihinde ilk kez bir karara imza attı.
Yunan olmayan, yabancı bir bilim insanına Yüksek Şeref Ödülü verildi.

O isim: Prof. Dr. Mehmet Haberal’dı.

Bu ödül, yalnızca kişisel bir onur değildi.
Bilimin, sınır tanımayan evrensel dilinin kabulüydü.

Haberal’ın yaptığı konuşma sonrası “Bu kadar hizmet ettiniz, buna rağmen ülkeniz sizi cezaevine koydu. Kırgın değil misiniz?

Hocanın yanıtı şu oldu

“Cezaevinde, 70 santimetrelik bir odaya hapsettiniz beni

Yaşamımı gasp ettiniz.
Zamanımı katlettiniz.

Buraya konuldum diye memleketime küsecek değilim”

Bir de..

Hoca bilim insanı olarak edindiği kazanımı ticaret,sanayi ve üretim olarak bu ülkeye kazandırdı. Ülkede kazandığını ülkeye yatırım olarak geri verdi.

İyi ki varsın Hocam.. İyi ki seni tanıdım.

Bu ülkeye yaptığın yatırım için sana teşekkür ediyorum.

Yazarlar

Ortaklık Kültürü Ve Marka Yaratmak!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlar;

Uzun sayılabilecek bir mesleki geçmişimde, işsiz kaldığımda yazabilmek için çeşitli girişimlerim oldu..

İnternet siteleri kurdum… gazete çıkardım, dergi yaptım.. bütün bunlar benim gibi düşünen arkadaşlarla birlikte olup emekli maaşlarımızdan yaptığımız ödemelerle gerçekleşti.

Yazın ve yayın anlamında çok başarılı olmamıza rağmen finansal anlamda başarısız olduk.

Çünkü doğru olmakla birlikte eksik insanlarla başlamıştım.

Örneğin;

Birlikte olduğum ekibin tamamı idealist gazetecilerden oluşuyordu.

Oysa;

İşin bir de sürdürebilir finansal boyutu varmış!

Ne ben ne de dostlarım; Şenol, Alev Mevlut, Mustafa, İlyas  hiç biri o boyutuyla bakmamışlar.

Mevcut ekonomik koşulların dayatmasıyla bir süre cepten ödemenin bedeli ağır olunca çıkardığımız yayın kuruluşlarını kapatmak zorunda kaldık.

Çünkü ben “girişimci bir gazeteci” olarak işin sadece “Gazetecilik” boyutunu dikkate almıştım.

İşin finansal, teknik ve sosyal boyutları da varmış.

Bir de…

Gazetecilik “Bireysel” olmakla birlikte  bir “Takım işidir” ben o dönemlerde her biri kendi alanında ünlü ve önemli olan insanlarla yola çıkmıştım.

Takım ruhunu sadece “gazetecilik”te yakalamıştık.

Bir yere kadar yürüdü ama sonrası olmadı.

Şimdi anlıyorum ki işletme kurmak kadar hatta; daha önemlisi o işletmenin yaşamasını sağlamakmış.

Biz Türklerin yapamadığı iki şeydir; ortaklık kültürü ve marka yaratmak!

Türkiye’nin parasal anlamda büyük tekstil firmalarında önemli işlere imza atmasına rağmen “markalaşma” noktasındaki sorumu “Sana kitap olabilecek kadar neden sayarım” diyen kızım Çağla ile Üniversite okuyan küçüğüm Deniz Ezgi’nin tezine göre Türk halkı üzerinde yıllardır hakim olan “Ortadoğu kültürü”nün etkisinden kaynaklanıyormuş!

Sanki akla yakın gibi geliyor…

DEVAMI

Yazarlar

Yaşlanmışız Bidenem

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlarım;

Benim “Komutan” arkadaşların “Albayım” dediği gazeteci meslektaşım Rahmi Yıldırım’ı da bu dünyadan uğurladık.

Rahmi son görevini Gölbaşı Mezarlığı camiinnin avlusunda dostları biraraya getirerek tamamladı.

Uluslararası sermaye ve emperyalizm izin verseydi Rahmi Genelkurmay Başkanı olabilecek donanım ve birikime sahipti.

Bunu gördükleri için Rahmi ve O’nun gibi düşünenler TSK’den tasfiye edildi.

Rahmi Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği “ADAM-DER’i kurdu.

Özlük haklarını aldı.

Sivil olmasına rağmen hep “Asker”di. Düzenli disiplinli ve planlı..

Son yolculuğuna uğurlarken eşi ve kızı gözyaşlarına hakim olamazken biz yaşayanlar, Rahmi’nin yerinde olacağımızı bilerek birbirimizle selamlaşıp, gülüp yan yana gelmenin belki de son mutluluğunu yaşadık.

Ne acı!

Hepimiz yaşlanmışız…

Aslında çaktırmardan veya moral olsun diye”iyisin iyisin” diyoruz birbirimize!..

Bidenem;

Sen, beni öyle bilme…

Hepimiz yaşlanmışız…

Ama ayakta kalanlar olarak yaşam amacamızın mücadelesini devam ettiriyoruz, ettirecğiz.

Amaç ne dersen;

Dünya nimetlerinden hakkımıız olanını alabilmek.

Alabilir miyiz?

El ele tutuşur, birlikte haklarımızı istersek alırız.

Doruk maden işçileri aldı.

Biz niye almayalım !

Mücadele devam ettiği sürece biz alamazsak çocuklarımız alacak.

DEVAMI

Yazarlar

Ankara’yı gezdim!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlarım;

Biliyorsunuz ben Giresun doğumlu Ankara aşığıyım.

Ankara’ya ilk ayak bastığım gün Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harakâtını gerçekleştirmişti.

Bu gün Merkez Ankara ucubesinin olduğu yer Fen işleri Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Binasının olduğu yer ise Ankara Otobüs Terminaliydi!

Sabahları arabayla giderken yarım saatte ancak geçebildiğim yola o binaların yapılmasına izin verenleri uygun dille yadediyorum…

Neyse!

Her şeye rağmen Ankara güzeldir.

Uzun süre sonra Ulus’a gittim.

Ulus, İbrahim Melih Gökçek’in’in belediye başkanlığının son döneminde kentsel dönüşüm projesine dahil edilen bir bölge..

İyi ki de öyle…

Çocukluğumda geçmekten korktuğum sokaklar yerle bir edilmiş..

Ege Otel vardı. Çankırı Caddesi üzerinde…

Sahibi, Yalvaç’ta yatılı okulda Edebiyat Öğretmenimin babası idi…

Tarihi bir bina..

Yıkılmamış..Ama etrafını çevirmişler.

Hacıbayram’a çıktım…

Etrafa bir göz attım… Herkes çocuğu, eşi, sevgilisi ile gelmiş.

Özçekim yapanlar… Kocasına telefonu verip anı fotoğrafı çektirenler…

Yalnız başına gelen benmişim…

Gönül yalnızlığıma aldırış etmedim…

İnatla ben de tek başıma sokakları gezdikten sonra meydana çıktım.

Kalabalık.. (Cuma günüydü)..

Hacı Bayram Veli meydanındayım..

Aman Tanrım!

Her kılıktan, her farklı ırktan insan meydanda!

Turizm ofisi kurulmuş mu diye etrafı turladım..

Yok!

Kadınlar agırlıklı olmak üzere Hacı Bayram Veli’nin yattığı türbeye girmek için sıra olanların yanısıra, betona, tahtaya el sürüp sonra yüzüne süren genç kadınlar gördüm…

(O anki duygumu halâ muhafza ediyorum…)

Sonra

Bir sıra gördüm…

Lokma Sırası..

Bir Ford minübüsün içinden Züleyha B ruhuna şadedilmek üzere lokma dağıtılıyormuş…

Kuyrukte en az yüz kişi var.. Üstelik yandan çarklılar hariç..

En sondan kuyruğa girdim.

Lokmayı dağıtan adamın “sıraya gir teyze” dediği kadın geldi yanımda durdu…

Hemen arkasından iki kişi daha.. Yaşlı teyze benim önüme girmek istiyor..

Nazikçe uyardım;

“Sıra arkadan başlıyor abla”

-Yanıtı

“Tamam tamam ” oldu..

Bu arada konuşmalara kulak kesiliyorum…

Evde yakacakları yokmuş… kocaları eve gelmiyormuş vs. vs..

Tam ben 20. sıradayken lokma bitti!

Minübüsün içindeki kazanda lokma pişirip dağıtan adam yüksek sesle “20 dakika sonra yeniden dağıtacağız” dedi..

… (Homurtular.. küfürler…)

Tam da o arada parayla lokma satan dükkandan bir tezgah geldi ve lokma dağıtmaya başladı…

İki genç çocuğun getirdiği lokma tezgahı kurulduktan sonra uzaktan izlemeye başladım .İlk duyduğum “Bir kutu alın… tekrar sıraya girmeyin, iki tane alıp çantalarınıza koymayın….” oldu!

Tekrar sıraya girdim.. kısa sürede içinde 4 tane lokma olan kaynamış şeker kazanında pişirilen ama şekeri yeterli olmayan lokmadan aldım…

Ruhu şad olsun!

..

Gördüğümün özeti 24 yıllık AKP iktidarı desem beni eleştirirsiniz;

“Halkımız böyle maalesef” demeye de benim dilim elvermiyor.

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025