Ali Tarık Hatipoğlu
Yozlaşma, Küresel Ve Her Alanda
ABD’li Epstein ve adası. Adayı ziyaret edenler ise başta Trump, Rothschild, Roberto Niro gibi dünyaca ünlü “film yıldızları”. Hemen itiraz eden olabilir.”Trump film yıldızı değil “ diyen olur da, hemen düzelteyim, film değil TV yıldızı diyelim.
Bu ünlülerin arasında, ülkemizden FETÖ davasında adı geçenler de anılıyor. Bu sapıkça grup skandalı büyüyor, büyüdükçe de görüyoruz ki küçük yaşta, korku dolu gözlerle bakan kız çocuklarını Epstein, Trump’ a gösteriyor. 3 milyon sayfa olan belgelerde kimler yok ki.. İngiltere, Norveç, İsveç Kraliyet ailesi fertleri. ABD eski başkanı, teknoloji devi Microsoft’ un sahibi Bill Gates, dünyaca ünlü şarkıcı Michael Jackson, dahası yüzlerce ünlü isim.
Peki bu ada da ne yapıyorlar? Küçük yaşta çocukları sapık düşünce ve arzularına alet ediyorlar. İnternette tabi ki boş durmuyor. İddialara, insanlık dışı olaylar da ekleniyor . Örneğin bir çocuğun adanın misafirleri tarafından yenmesi… dahası Türkiye’ den Epstein’in adasına çocukların kaçırıldığı, bu çocukların ada da sapıkça istismar edildiği iddiası da var. Bu arada gerçek mi bilinmez ama internette dolaşan görüntülerde “anneciğim” diyerek ağlayan çocukların Türkçe sesleri duyuluyor. İnsanda, çocukların bu melun, lanet adaya kaçırılması v maruz kaldıkları…mide bulandırıyor.
Hele Türkiye’de deprem bölgesinde kayıp çocukları için ağlayan analara babaları gözümün önüne getirince… çığlıklar beynimi adeta deliyor.
İnsan, doğada güçlü görünen ama özünde en zayıf olan varlık. Kamusal alanda, iş dünyasında, hedefleri için herşeyi yapabilecek karakterde acımasız çok insan görüyoruz. Bunun temelinde haksız para kazananların, acımasızlık sürecinden gelen parasal, mülksel birikimleri yer alıyor.
Nokta kadar çıkarı olanların virgül gibi eğilmeleri ve “aman bize bir şey olmasın” diyenler ucu kendilerine dokunracağını anlayınca “demokratik yöntemlerle” bu pisliği protesto edenlere saldırıyor. Saldırılara karşı dik duracak, onuru için savaşacak, savaş alanından kaçmayacak milyonlar var bu ülkede.
Aksi söz konusuysa “Büyük bir yozlama” var demektir. Zaten iktidarın kontrolündeki televizyon kanallarında yayınlanan dedikodi, kadın programlarından bunu anlamıyor muyuz?
“Ayy içimi ateş bastı…” diye TV’ nin yarı magazin programlarında rahatça konuşan, görüntüde başı bağlı mutassıp kadınların yedikleri herzeleri anlatmaları yozlaşmanın en açık örneğidir.
Peki bu tipler önceden yok muydu? Vardı ama korkuları, ele güne mahcup olmaktı en azından. Şimdi TV’ lerde, eşlerinin yanında, alemini söyleyebiliyor. Belki o programlarda ki gerçek bunlarl sınırlı da değil, katılan karı – koca eşler gibi “para için şov” yapıyor da olabilirler. Hangisi olursa olsun, “ar” duygusu artık yok.
Yozlaşma küresel bir hastalık. İslamı, Hıristiyanı, Musevisi yok.
Yazarlar
Arada bir…
Uzun bir süredir www.gunaydinankara.com’da yazmadım. Bu nedenle “hakkım var” deyip, uzun yazdım.
Artık politik yazılarımın yanında topluma örnek olacak konular seçip , bunları arada bir olsun yazmak istiyorum .
Bu nedenle yazımda birazda tanık olduğum bir hikayeden söz edeceğim. Aslında insanlarının çoğunlukla her gün aç, adeta oruçlu olduğu ülkemde, hiç değilse kutsal kabul ettiği bu günlerde, kamu kurumlarının insanlara dokunup, güzel bir hizmet verdiğine değineyim dedim.
Ramazan‘ da bir gazeteci bayan arkadaş, eşim ve bana “Haydi gelin yoksul halkın kuyruğa girdiği kamu kurumlarının açtığı çadırlardan birinde ücretsiz iftar yemeğine katılalım, temiz yemek çıkarıyorlarmış” deyince, Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın biriminde çalışırken, haber yapmak için görevli gittiğim halka ücretsiz iftar yemekleriyle, devletin üst yönetimlerinin o ara lüks otellerde verdiği iftar yemeklerini anımsadım.
“Gidelim, görelim…” dedim. Kurum ismi vermeyeceğim, iftar yemeğine katılmak üzere insanların oluşturduğu sıraya girdik. Muhabirlik yaptığı dönemleri anımsamış olmalı ki arkadaşım TV’lerin allayıp-pullayıp ekrana çıkardığı muhabirlere taş çıkartırcasına, iftar çadırı girişinde görevli kişilerden biriyle sohbete başladı.
Sohbet, çadır girişinde görevli personelin yaşam öyküsünü ortaya çıkardı. Çocukken annesinin koca şiddetinden dolayı dördü erkek ikisi kız kardeşleri bırakıp evden kaçtığını ve köprü altlarında çok yattığını söylüyordu.
Hikaye ilgimi çekmişti… Rüzgarlı sokak çevresinin gece hayatından vazgeçmeyen alkolik babanın şiddetinden kaçmak için daha dokuz yaşındayken kendi yaşıtı çocuklarla gecelediği köprü altında bir adamın gelip, “benden korkmuyor musunuz” deyip, kendileriyle sabaha kadar sohbet ettiğini ve o günün sabahında uyudukları köprü altında Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan geldiklerini söyleyen bir ekibin kendisini ve yaşıtlarını, araca doldurup, kuruma götürmesiyle hayatının değiştiğini anlattı.
Kurum, onları okutmuş ve bu sayede yüksek okul ve ardından kamu kurumunda iş hayatına başlamış. İki ablası erkenden evlenmiş, kendisi ve diğer üç erkek kardeşini yaşamın ağır bedelinden kurtaran Çocuk Esirgeme Kurumu’na minnettarlığını dile getiriyordu.
Arkasından “Umarım kurum halen geceleri “Bekle bizi İstanbul “ şarkısındaki gibi koyun, koyuna yatan çocukları, başta İstanbul olmak üzere tüm kentlerde, tespit edip, onlara hayat öpücüğü veriyordur” dileğinde bulunuyordu.
Muğla Yatağan‘ da torunları tarafından altınları için yakılarak öldürülen, altın dişleri dahi canice sökülen hikayelerin haber olduğu olağanüstü koşullarda Çocuk Esirgeme Kurumu’nun önemini gösteren güzel bir hikayeydi bizim için.
Türkiye nereye gidiyor? Radyo, televizyon ve gazetelerden hemen her gün dolandırıcılık, hırsızlık, cinayet, taciz, tecavüz haberleri dinliyoruz. Deyim yerindeyse herkes eli arkasında dolaşıyor.
Küresel Haydut
Dahası var tabi… biri de küresel…Komşu İran ile İsrail-ABD savaşıyor. CNN yorumcularını dinliyorum. Akıl alacak gibi değil. Japonya, Çin savaş bölgesine çağrılmış. Dahası biri çıkıyor, doğu ülkeleri Latin Amerika’ya benzemez diyor. Hürmüz olmazsa ABD başta tüm ülkeler batar diyor.
Nedenmiş?
Sadece petrol değil, inşaat da dahil, tüm malzemeler Hürmüz’den geçmek zorundaymış. Haritaya bakmıyor demek ki bu yorumcu. Yorum gerçekten uzak ve zavallıca. 2.dünya savaşı iki nükleer bomba ile sona erdi. Ama zaten İran’ ın böyle bir bombası yok.
Zaten “Olmasın” diye başlamadı mı savaş? Hürmüz, dar bir iç denizin yani büyük bir körfezin, okyanusa açıldığı boğaz. Oysa, petrol hariç, günümüzün teknolojisi çoğu malzemeler, bir yanda Çin ve Japonya, biraz da Hindistan gibi, uzak doğudan gelir…
Yorumcunun “ABD her şeyi yapıyor ama Latin Amerika, Doğu gibi, İran gibi direnmiyor” diyor arsızca ardından da “Doğu onlara benzemez” demesi yok mu? … komik ötesi zavallıca.. Doğu dediği de, hani uzak doğu değil, yakın doğu, bir başka deyişle orta doğu. Belki bir parça “Afganistan…” demek istiyor olsa gerek…
ABD ve Batı emperyalistlerinin uzun yıllar destek verdiği Taliban Afgan halkına Ortaçağ’ı yaşatıyor. Oysa bugün, nükleer bombalara korkudan teslim olmuş dünya varken, ABD’ ye karşı zafer kazanmış, sosyalist Küba, El Salvador varken, “Latin Amerika’ya doğu benzemez demek” cehaletin tavan yapmış halidir.
Öte yandan çok uzak değil, insanlık tarihi açısından yakın sayılabilecek olan Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında işgale uğrayan topraklardan emperyalistleri -maşaları da dahil- yenen, Avrupa’nın küresel tanımlaması ile “yakın doğu” diye adlandırılan uygarlıklar ülkesi olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün yoktan var ettiği Türkiye var…
Doğu masalı anlatmayı çok seviyoruz. Ne dedi Trump; “Türkiye güzel ülke.” Amacı ne? Neden söyledi? Bir planı olmalı. Paraya sıkışık diye Türkiye’yi İran ile savaşına mı çekmek istiyor?
Sonuç olarak, bu yorumcu, Türk hükümetine “İran’ı destekleyin” diye çağrı yapmıyor?
Yazarlar
Ankara’da Ne Kar Var Ne Yağmur
Ankara başkent.. Başkent bir ülkenin beynidir. En kalabalık kent ise o ülkenin kalbidir. Beyin ölünce kalp bitkisel hayata girer ama yaşar… kalp durunca yaşam biter.
Kış, ülkede her türlü özelliği ile hüküm sürüyorken, Ankara kuraklık hüküm sürüyor. Kar ve yağmur, sanki küsmüş gibi kente kısa süreli bir görünüp, iz bırakmadan kayboluyor. Kısaca ne mevsimine uygun kar var, ne de gibi yağmur. Bu da “ilahi’ bir mesaj herhalde.
Başkentin en önemli özelliği, ülkenin sosyal ve ekonomik kararlarının alındığı merkez olmasıdır. Bu nedenle merkezi idarenin karar verici tüm beyin takımı başkentte yaşar. Yani bürokrasi denilen karar vericilerle birlikte nüfusun önemli kısmını oluşturur . Ayrıca, Başkent ülkenin bütünselliğini sağlayacak teknolojinin devletçe üretildiği merkez olmasıyla da öne çıkar. Özetle Başkent yön vericidir.
CUMHURBAŞKANI KİM OLACAK?
Başkent Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Milletin temsilcilerinin bulunduğu TBMM, yabancı misyon şeflikleri, Bakanlıklar, seçkin eğitim üssü olan üniversiteleri ve ülkenin geri kalanının da temsilcileriyle karar sürecinde tayin edici idari merkezdir. Ankara’ da kentsel düzen, Türkiye’nin en kalabalık kenti de dahil geri kalanından daha fazla yerel yönetime sorumluluk yükler. Ülkenin dostu da düşmanı da söylemlere göre değil, başkentinin yaşamsal düzenine, düzeyine göre ülkeyi ciddiye alır.
….
Aydın’ da toplu konut açılış töreni… üstelik bir hastane açılışı da var. Ülkenin en üst yöneticisi Cumhurbaşkanı, bir zamanlar “topuklu efe” tanıtımıyla, siyasete ülkenin en büyük ve ülke muhalefet partisinden girip, belediye başkanı olan, sonra söylenene göre -içinde soruşturmada dahil- çeşitli kaygılar ile iktidar partisine yani AK Parti’ye geçen belediye başkanıyla birlikte açıyor.
Onca yoksulluğa karşın alanda kalabalık dinleyici var, “demek ki insanlar açlık, sefalete, gelişmeye değil, şatafata önem veriyor” dedirten cinsten.
Kapitalizm, eşitsiz ve sıçramalı bir gelişim gösterir. Belki de böyle bir beklenti içindeler katılanlar. Haklılık yok mu? Cumhurbaşkanı ‘ nın dediği gibi; dünya,kriz içinde.
Nereden mi anlıyoruz? Krizin en çok yaşandığı yer olduğunu; hem kendi halkına hem de başka halklara saldırgan tutumundan dolayı,her haliyle gösteren ABD başkanının son kararlarından.
SESSİZ VE DERİN MANSUR
Türkiye’nin beyni Ankara’ da ülke idaresini temsil eden hükümetin, Aydın kadar bile olsun herhangi destek vermeyerek, sanki başkentlileri cezalandırdığı ortam da, ana muhalefet partisinden Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB)Başkanı olan Mansur Yavaş, onca ekonomik ve siyasi baskıya rağmen başkentin su sorununu , trafik sorununu hükümetin tüm engellemelerine karşın çözüyor. Hatta tüm soruşturmalara,karşın dimdik ayakta,Ankara ‘ nın içme ve sulama suyu sağlayan barajların, havzalarına kar ve yağmur yağmaması sonucu, suyunun azalması nedeniyle su sorunu yaşayan Ankara’ ya başkentte temsiliyet yapan hükümetin desteğini de alamayan Ankara Büyükşehir Belediyesi ve başkanı Mansur Yavaş şimdi de başkentin ana arterlerinde ki trafik yığılması sorununa mantıklı çözüm getiriyor. Hani halk arasında derler ya, konuşma iş yap, yöntemi bu ABB Başkanı’nın.
Yavaş; hiçbir şekilde motivasyonunu bozmaya yönelik dört yandan gelen seslere kulak asmadan, hükümetin belediyenin kaynaklarını bir yandan kısarken, diğer yandan soruşturma tehditlerinde bulunmasınavkarşın başarıyor.
Bir de şu sahipsiz köpeklere, ilçe belediyelerini işbirliğine çağırıp, zorlayıp,Çankaya’da olduğu gibi kökten çözüm getirse… Yada bakım işi maliyetli ise, ortada yırtınan köpekseverler, hayvan severlere sahiplendirilmeli. Onlarda sahiplenerek samimi olduklarını göstermeli. Hatta; gerekirse,köpek bakım merkezlerinin maliyeti düşünüldüğünde veya düşünülürse sahiplenenlere aşı, tedavi gibi desteğin yanında maddi bakım desteği de yapılmalı.
ABB Başkanı Mansur Yavaş, ülkenin büyük bölümünün yoksullaştığı, azınlık bölümünün ise iktidar çevresinde odaklanarak varlıklarını Cumhuriyet tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar katlamalarının herkes gibi tarihsel tanığı. Bu arada ülke gündeminde varsılların istediği doğrultuda değişim vaatlerinin iktidar ittifaklarınca yapıldığı,adeta cumhuriyetin ilk çeyreğinde ki halkçı değişimden intikam alırcasına,muhalif politik temsilcilerin iddialar ötesinde egemenliklerini sarsacağı korkusuyla, kanıtlı, kanıtsız, çoğu ise mantıksız bir şekilde cezalandırıldığı veya cezalandırılmaya çalışıldığı bu ortamda tarihsel sorumluluk üstlenmeye de hazır olmalı…Bence sessiz gibi görünse de hazır ve bu akıllıca tavrı ile halkın büyük bir bölümünün sempatisini kazanıyor.
Yani Ankara şu an ülke için belirsizliklerin başkenti. Bir yanda Kürtlerle işbirliği öne süren milliyetçi parti. Öte yanda ABD politikalarıyla eşgüdümlü siyaset. Peki gelecek ne olacak? Doğru seçim yaparsak gelecek bizim, yani tüm toplumun…
Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı’ na karşılaşırsam bazı önerilerim olacak. Bunlar, yerel yönetimin olmazsa olmazı sosyal öneriler. Bence başkan bu önerilerini reddetmeyecek, uygulamaya koyacak. Göreceğiz, önemli olan filmin başının nasıl olduğu değil, filmin sonunun nasıl bittiği. Bu ülke yönetimi içinde geçerli, yerel yönetim içinde. Bir hukukçu olan Mansur Başkan için filmin sonu adaletli bitmeli derim. Kolay gelsin…
Yazarlar
Trump’ın Türkiye Sevdası…
Başkent Ankara, “ Uyanıyor Ankara günün ilk saatleri…” Bu dizenin ondan önce ki dizesi “ Bakmayın yağan kara” Ankara ile ilgili yazılmış şiirden. Yazıldığı tarih darbe dönemi. Darbe öncesinden de olsa ne farkeder, diyelim ki sıkıyönetim zamanı.
ABD başkanı D. Trump; özel birlikleri yoluyla özel operasyonla ABD ‘ ye kaçırttığı başka bir ülkenin Venezüella ‘ nın devlet başkanı Maduro tüm dünya da konuşulurken ona “Türkiye’ ye git, oranın denizi ve doğası güzeldir “ demesi dünya basınında yer alıyor. Burada Türkiye ilgisi olduğunu görüyoruz.
Ama birşeyi bilmiyor . Göz koyduğunu açıklamasıyla ayan beyan eden Trump’ın “güzel ülke” dediği Türkiye ‘ nin başkenti Ankara’ da artık su sıkıntısı var. Artık bırakın merkezini, çevre illerde de ne yağmur yağıyor, ne kar. Büyüyen, nüfusu artan Ankara’ya yakın olan ormanlık alanlar içinde su sağlayan barajlar da bu ülke genelinde kuraklıktan payını alıyor.
Ankara’ ya CHP sıralarından belediye başkanı olmuş milliyetçi muhafazakar düşünceli belediye başkanı Mansur Yavaş, su sıkıntısının birinci nedeni olarak, başkentin artan nüfusuna karşın yeni barajların yapımına DSİ’nin ( Devlet Şu İşleri) muhalefetin belediyeyi yönetmiş olması nedeniyle girişmemesini gösteriyor. İkinci nedeni ise şu toplanan barajlar havzasında mevsimsel yağış karın olmayışını söylüyor ki her kişi de gerçek. Bu nedenle düşük su seviyesinde ki barajlar için yüzen şu pompaları ihalesine çıktıklarını ancak ihaleye iki kez kimsenin katılmadığını da açıklaması- nda belirtiyor. Engelleniyor mu firmalar bilemiyoruz ancak çözüm açık. Pompaları kurabilecek yetenekte, kişilikli nice demokrat iş dünyası var, onları çağırın.
Bu arada Türkiye ‘ye göz koyan ABD başkanı Trump’ ın özel kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ de gösteri yapanlarla kendilerinin arasına sıkışmış aracı içinde ki üç çocuğu olduğu anlaşılan kadını aracını çıkmak üzere hareket ettirdiği anda silahla vurup, öldürüyor. Seçilmiş diktatör ya, özel kuvvetlerini savunuyor.
ABD ‘ de dahil dünyada, özellikle iş dünyası ve etrafindakiler -buna bir kısım çalışanlar da dahil- mevcut konumlarını korumak için vurguncu sistemin sürmesi yanlısı oluyorlar. Venezülla’ bin şimdi ABD ‘ de esir olan başkanı Maduro, yoksulları arkasına alan Albay Chavez’ in iktidarının ardından seçimle başkan olmuş bir işçi. Yönetimini güçlü sermayenin temsilcileriyle doldurdu da ne oldu, onu ABD ‘ye işbirlik içinde sattılar. Buna askerleri de dahildi. Onu ABD özel kuvvetlerine karşı koruyan ise kendi askeri gücüne güvenmediğinden Küba’ dan getirttiği korumalarıydı ve operasyonda hepside öldü. ABD ‘ nin özel kuvvetleri miydi sadece öldürenler, yoksa ülkesinin askerleri mi? Sonuç ikincisini gösteriyor, statülerini kaybetmek istemeyen iş birliklikçiler, askerinden yardımcısı da dahil politikacılar.
Küçük de olsa devletten statü kapmış, birikime bu arada yolsuzluk da dahil çeşitli yöntemlerle sahip olmuş kitleler her zaman demokrasi değil görünürde demokrasi de gözükse diktatörlük yanlısı olmuştur. Harem limanına orta ve üstü segmentte,model de binlerce ithal arabalar sıralanmış, bunların müşterileri işte o sistemlerini sürdürecek diktadan, yada demokrasi gözüken diktadan yanadırlar. Onların hiçbir zaman güvenilmeyecek temsilcileriyle ittifak ise Maduro gibi sonlanacaktır.
Hitler dünyada, bu orta sınıf kitle ile yüksek sınıfın ittifakınin iktidarının ilk örneğidir. Filmlere konu olmuş ABD mafyasının kara parasını aklama aracı, emlakçı, dolayısıyla dünya çapında Trump Towerların sahibi, ABD başkanı Trump da öyle. Fütursuz ve sorumsuz, gözü dönmüş bir şovmen olmak yeterli. Dünya’ da bunun örnekleri çok. İçinde emek olmadan havadan kazananların, insanlığa karşı hiçbir sorumluluk duymayan seçimle gelen, temsilcisi tek adamlar.
Trump, dünyaya, insanlığa bir sorumluluk duymuyor. Türkiye’ ye ilgisi de mide bulandırıcı. Sakın tek adamlığa özenmesin bizim gibi ülkeler. Bugün Venezüella ‘ ya, İran’ a yarınsa size…
Başkent Ankara, “ Uyanıyor Ankara günün ilk saatleri…” Bu dizenin ondan önce ki dizesi “ Bakmayın yağan kara” Ankara ile ilgili yazılmış şiirden. Yazıldığı tarih darbe dönemi. Darbe öncesinden de olabilir, ne farkeder o zaman sıkıyönetim zamanı.
ABD başkanı D. Trump; özel birlikleri yoluyla özel operasyonla ABD ‘ ye kaçırttığı başka bir ülkenin Venezüella ‘ nın devlet başkanı Maduro tüm dünya da konuşulurken ona “Türkiye’ ye git, oranın denizi ve doğası güzeldir “ demesi dünya basınında yer alıyor. Burada Türkiye ilgisi olduğunu görüyoruz.
SU SORUNU
Ama birşeyi bilmiyor . Göz koyduğunu açıklamasıyla ayan beyan eden Trump’ın “güzel ülke” dediği Türkiye ‘ nin başkenti Ankara’ da artık su sıkıntısı var. Artık bırakın merkezini, çevre illerde de ne yağmur yağıyor, ne kar. Büyüyen, nüfusu artan Ankara’ya yakın olan ormanlık alanlar içinde su sağlayan barajlar da bu ülke genelinde kuraklıktan payını alıyor.
Ankara’ ya CHP sıralarından belediye başkanı olmuş milliyetçi muhafazakar düşünceli belediye başkanı Mansur Yavaş, su sıkıntısının birinci nedeni olarak, başkentin artan nüfusuna karşın yeni barajların yapımına DSİ’nin ( Devlet Şu İşleri) muhalefetin belediyeyi yönetmiş olması nedeniyle girişmemesini gösteriyor. İkinci nedeni ise şu toplanan barajlar havzasında mevsimsel yağış karın olmayışını söylüyor ki her kişi de gerçek. Bu nedenle düşük su seviyesinde ki barajlar için yüzen şu pompaları ihalesine çıktıklarını ancak ihaleye iki kez kimsenin katılmadığını da açıklaması- nda belirtiyor. Engelleniyor mu firmalar bilemiyoruz ancak çözüm açık. Pompaları kurabilecek yetenekte, kişilikli nice demokrat iş dünyası var, onları çağırın.
Asıl sorun şu; su sıkıntısı olsa da olmasa da, yoksullara bedava su değil, belli miktara kadar ücretsiz su verilmeli. Yoksa suyun değeri hiç anlaşılmayacak, lüzumsuz tüketimi olacaktır.
GÖZÜ OLANIN GÖZÜ ÇIKSIN
Bu arada Türkiye ‘ye göz koyan ABD başkanı Trump’ ın özel kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ de gösteri yapanlarla kendilerinin arasına sıkışmış aracı içinde ki üç çocuğu olduğu anlaşılan kadını, aracını kaostan çıkarmak üzere hareket ettirdiği anda, silahla vurup, öldürüyor. Seçilmiş diktatör ya, özel kuvvetlerinin bu insanlık dışı eylemini savunuyor.
ABD ‘ de dahil dünyada, özellikle iş dünyası ve etrafindakiler -buna bir kısım çalışanlar da dahil- mevcut konumlarını korumak için vurguncu sistemin sürmesi yanlısı oluyorlar. Venezülla’ nın şimdi ABD ‘ de esir olan başkanı Maduro, yoksulları arkasına alan Albay Chavez’ in iktidarının ardından, seçimle başkan olmuş bir işçi. Yönetimini güçlü sermayenin temsilcileriyle doldurdu da ne oldu, onu ülkesinin bir grup insanı ABD ‘yle işbirlik içinde sattılar. Buna askerleri de dahildi. Onu ABD özel kuvvetlerine karşı koruyan ise kendi askeri gücüne güvenmediğin den olsa gerek Küba’ dan getirttiği korumalarıydı ve operasyonda korumaların hepside öldü. ABD ‘ nin özel kuvvetleri miydi sadece öldürenler, yoksa ülkesinin askerleri mi? Sonuç; ikincisini gösteriyor. Statülerini kaybetmek istemeyen iş birlikçileri ile askerinden (yardımcısı da dahil) politikacılara kadar uzanıyor.
Küçük de olsa devletten statü kapmış; birikimine ise bu arada yolsuzluk da dahil çeşitli yöntemlerle sahip olmuş kitleler, her zaman demokrasi değil,-görünürde demokrat gözükse de- diktatörlük yanlısı olmuştur.
HAREM LİMANINDA OTOMOBİLLER
Harem limanına orta ve üstü segmentte,model de binlerce ithal arabalar sıralanmış, bunların müşterileri işte çoğunlukla bugünün ekonomik koşullarında varsıl olabilmeleriyle o tanımda olacaktır , hiç değilse çoğunluğu. Çünkü ayrıcalıklı sistemlerini sürdürecek diktadan, yada demokrasi gibi gözüken özünde diktadan yanadırlar. Onların hiçbir zaman güvenilmeyecek temsilcileriyle ittifak ise, ister istemez Maduro gibi sonlanacaktır.
Hitler dünyada, bu orta sınıf kitle ile yüksek sınıfın ittifakınin iktidarının ilk örneğidir. Filmlere konu olmuş ABD mafyasının kara parasını aklama aracı, emlakçı, dolayısıyla dünya çapında Trump Towerların sahibi, ABD başkanı Trump da öyle. Fütursuz ve sorumsuz, gözü dönmüş bir şovmen olmak küresel büyüklükte ülke yönetmek için yeterli. Dünya’ da bunun örnekleri çok. İşgal günleri önderleri hariç ( çünkü onlar işgale karşı emek vermiş, sağlam zeminli bir ülke hedefleyen kuruculardır, amaçları gereği en kısa zamanda uygun ortamı sağlayacak gerçek demokratlarıdır) içinde emek olmadan, havadan servet kazananlar seçimle de gelseler temsilcileri, hedefleri insanlığa karşı hiçbir sorumluluk duymayan tek adamlardır
Trump, dünyaya, insanlığa bir sorumluluk duymuyor. Türkiye’ ye ilgisi ise mide bulandırıcı. Sakın tek adamlığa özenmesin bizim gibi ülkelerde ki yöneticiler. Bugün Venezüella ‘ ya, yarın İran’ a ise, öbür gün de size…
-
Siyaset4 ay ÖnceCeyhun Atıf Kansu Caddesi’nin Adı “Sinan Ateş” Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara’nın Suyunu Kim Çalıyor?
-
İlçe Haberleri3 ay ÖnceHaymana’nın OSB Hayali Gerçek Oluyor
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Mamak Belediyesi 23 Nisan Kutlaması
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Etimesgut Belediyesi 23 Nisan’ı Kutladı
-
İlçe Haberleri5 ay ÖnceAnkara-Polatlı Yol Ücreti 145 TL Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara Pazarcılar Odası Başkanı Yanlış Anlaşılmış!
-
Gündem5 ay ÖnceAnkara Lokantacılar Odası’nda Başkanlık Yarışı Kızışıyor:

