Connect with us

Hasan Hüseyin Memiş

Yeni Bir Ücret Teklifi – III

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Bu konudaki üçüncü yazım. Gerekçeleri konusunda “kaşar bürokratlar” ve “sapkın siyasiler” dışında hemen herkes mutabık. Aslında sorun da burda nasıl mı? Ki gidişat da milletin köleleştirilmesi sürecidir. Bu konuya daha sonra tekrar değinmek istiyorum ama öncelikle kendi değerlerimizin söylemlerini dikkate alalım derim.

ŞEREFLENMENİN KAYNAKLARI

FARABİ ve İbn HALDUN’un üzerinde anlaştıkları konulardan biri; şerefli devletlerdeki şereflenme şekillerinin ikiye ayrılmasıdır. Bunlardan ilki, ‘ailelerinden ve köklerinden aldıkları şerefi geldikleri makama taşıması ve o makamı şereflendirerek erdemli davranış içinde olmalarıdır. İkincisi ise, aileden ve köklerinden bir şey almaksızın gelen insanların oturdukları makam ile şeref bulmalarıdır. Birinci tip insan ‘soylu’, ikinci tip insan ise ‘sonradan görme’ olarak adlandırılabilir. Yani soyluluk maddi temellere değil, erdem ve köklülüğe, soysuzluk ise erdemsizlik ve sonradan görmüşlüğe oturtulmaktadır. İkinci tip insanların devlet yönetiminde ağırlık kazanması, o devletin vasfını belirlemekte, daha doğrusu vasıfsız, bayağı devlet haline gelmesine neden olmaktadır’.

Bu aşamada FARABİ, ikinci tip insanların elindeki devletin ‘tiranlık’ haline gelmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtmektedir. Tiranlık ise iki kanatlıdır. Birincisi, iç dinamiklerin devleti tiranlık haline getirmesi ki bu tiranlık her an alaşağı edilebilir (iç tiranlık). İkincisi ise, dış güçlerin devleti tiranlık haline getirmesidir ki (dış tiranlık) bu tiranlığı çökertmek zorlaşmaktadır. Bu tespit Günümüz gerçeklerini ne kadar da güzel açıklamaktadır.

Bunlara ilave olarak dış güçlerin devleti tiranlaştırma çabalarına, iç dinamiklerin de destek vermesi en şiddetli tiranlık olarak ortaya çıkmaktadır. Ki bu durumda İ.İNÖNÜ’nün: ‘Ne zamanki namuslular, namussuzlar kadar cesur olur; o zaman ülke yaşanabilir ve mutlu olunabilir hale gelir’ vecizesi son derece önem kazanır.

KÖLELİK

Yani tabandan gelecek büyük bir eylem devleti ‘tiranlık’tan kurtarır. Aksi taktirde halk, özgür görünüm altında iç ve/veya dış güçlerin, ya da hem iç, hem de dış güçlerin gizli kölesi olmak durumundadır. Kölelik doğuştan köle genleriyle doğmak ve melezleşmek ile mümkündür. Ari soy köleleşmez. Amerika’da Kızılderili yerliler köle olmamışlardır. Ancak Afrika’dan götürülen zenciler kölelikten hiç kurtulamamıştır. Kölelik bile, edilgenliğimizin yanında meziyet haline gelmiştir.

Tabii ki burada önemli bir yol ayrımı vardır. Türkler asla köle olmazlar ama soyu Türk de olsa “kula kul” olmayı içselleştirmiş olanların “köle” olmaya “yay yüklü” olduğunu ifade etmemiz gerekir. Ülkede şu an yaşanan, bir türlü köle olmayı kabul etmeyenlerle,”köle olun da mutlu olalım” diyenlerin mücadelesidir.

ARİSTO, EFLATUN, FARABİ ve İBN-İ HALDUN

ARİSTO da EFLATUN, FARABİ ve İbn HALDUN aynı noktada birleşebilmiş düşünürler konumundadırlar. Şöyle ki: ‘Mutluluk tek başına istenilen en yüce iyiliktir; ve siyaset bilimi, bir devletin vatandaşı olarak insanın kendi mizacıyla uyum içerisinde nasıl mutluluğa ulaşabileceğini’ (i) öğretmek üzerine kurulu eserler her dördünün de kitabiyatında temel oluşturmaktadır.

Sonuçta ‘siyaset’ insanı ‘insan-ı kâmil’ yapmak amacıyla beşeri eylem ve alışkanlıkları inceleyen ulvi bir bilimdir. Yoksa, ‘NE OLURSA OLSUN da İKTİDAR BENİM OLSUN’un yolu değildir. Bunun için de en temel unsur ‘eğitim ve öğretim’dir. Öğretim maddi unsurlara, maddi unsurların iletişim yoluyla transferine bağlı olmasına rağmen eğitim, hem maddi hem de manevi unsurları içeren, yani örnek alma yoluyla ‘İnsan-ı kâmil” olma yönüne insanı yaklaştırması açısından manevi unsurlar içermektedir. Eğitimde de erdem ve sanatların detaylı tasviri ve özümsenmesi yoluyla sağlanabilecek temel değerlenmedir. Bu konuda dörtlü grubun içinde İbn BACCE ve İbn RÜŞD de yer almaktadır.

Devlet adamlığı vasıflarının belki de en önemlisi durumuna yükselen mükemmel erdem ile desteklenmiş eğitim ve öğretim, devlet adamlarına yönetilenleri ikna etme kabiliyetini kazandıran en önemli husustur. Erdem temelinden yoksun ikna çabaları boşlukta kalacağından, ikna uçuculuk vasfına bürünecek ve yönetenlerle yönetilenler arasında güvensizliğin boyutları büyüyecektir. Bu ise, devletin dibine konulan en büyük tahrip unsurudur.

FARABİ bu aşamada EFLATUN’dan daha ayrıntılı olarak kolektif devleti, peşine düşülen amaca göre gruplandırır. Bunlar:

İhtiyaç Devleti: ‘Vatandaşların zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasını’ (doyma, barınma, güvenlik, cinsel) amaçlayan ve vatandaşların bu konuda birbirlerine yardımcı oldukları devlettir.

Aşağılık Devlet: ‘Burada yurttaşların sadece servet, zenginlik uğruna erdemi bir kenara bırakarak birbirleriyle mücadele ettikleri, devletin en tepesindeki yöneticisinin’ de bu düzen içinde yer aldığı devlettir.

Rezil Devlet: ‘Vatandaşların şehvet, kumar ve en aşağılık unsurlarla eğlendiği, eğlenceden başka bir şey düşünmediği’, eğlenmeyi düşünmeyenlerin de değişik kanallarla bu oyuna alet edildiği devlettir.(ii)

Cahil Devlet, üç seri devlet ile belirginleştirilir. Bu, Eflâtun’un devlet tiplemesine Farabi tarafından ilave edilmektedir.

Fasık Devlet: Vatandaşları ideal devletinkiler gibi doğru inanç ve akidelere sahiptir, fakat davranışları ‘Cahil Devlet’ler’in vatandaşlarınınkiler gibidir. Gerçek mutluluğun ne olduğunu bildikleri halde, onu elde edemezler.

Değişmiş Devlet: Adından da anlaşılacağı gibi, bir değişiklik geçirmiştir. Başlangıçta o, görüş ve eylemleriyle ideâl bir devlettir, ancak daha sonra dışarıdan farklı görüşler gelmiştir. Doğru görüşleri dışarı kovmuştur. Ve vatandaşların eylemlerinde bir değişikliğe yol açmıştır.

Sapkın Devlet: Görünürde ideal bir devlet gibidir, fakat vatandaşları Tanrı, faal akıl ve mutluluk hakkındaki görüşlerinin doğru olduğunu sandıkları halde, aslında yozlaşmış inançlara sahiptirler.”

İbn Rüşd ise tüm açılımlarında erdem, cesaret, itidal ve adaleti esas almaktadır. Erdemsiz cesareti canilik, cesaretsiz erdemi sünepelik, itidalsiz insanlığı basiretsizlik olarak yorumlamakta ve bunların hepsinde adaleti, temel olarak görmektedir.‘Devlette ise adaleti, hakkaniyet ve denetleme'(iii) olarak ortaya koymaktadır.

Kısaca ülkemizde çalışanların -ücretliler-maaşlılar- durumlarının düzeltilememesinin ayrıntılarını buraya kadar açıklamaya çalıştım. Ancak, vatandaşların “Hak verilmez, alınır” diyerek taleplerini daha sert dile getirmesi zaruridir.

Siyasiler asıl değil, vekildir. Ama ülkemizde vekiller asılın haklarını gaspetmekten zerre geri durmazlar. Asılların, vekilleri azletme yetkisi de hakkı da vardır. Ama bu yetki ve hakkı kullanabilmek için insanların çekirdek aile çevresinden başlamak üzere, yakın ve uzak çevresi ile mücadeleye girip kazanması zorunludur. Bu konuda Anayasal düzenlemeye de ihtiyaç vardır. Örneğin, seçme hakkına sahip olanların belli bir yüzdesinin vereceği oylarla “Erken Milletvekili ve Başkanlık Seçimi’nin yenilenmesi gibi. -Örneğin Seçmenin % 20’sinin dilekçe ile talebi-

Devam edecek…

i ORTAÇAĞ’DA İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİ -E.I.J.ROSENTHAL-1996-SAYFA 180,181

ii ORTAÇAĞ’DA İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİ -E.I.J.ROSENTHAL-1996-SAYFA 195

iii ORTAÇAĞ’DA İSLAM SİYASET DÜŞÜNCESİ -E.I.J.ROSENTHAL-1996-SAYFA 274

Iv DİKEN-HÜKÜMET SİSTEMLERİ-H.HÜSEYİN MEMİŞ- 2007-SAYFA 100-103

DEVAMI

Yazarlar

Türkiye’de endüstriyel kenevir gerçeği

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

A.Algılar, Gerçekler ve Gerçekçi Yol Haritası

1.Ön Yargılardan Gerçeğe

Türkiye’de “kenevir” kavramı uzun yıllar boyunca uyuşturucu ile özdeşleştirilmiş, bu nedenle endüstriyel potansiyeli göz ardı edilmiştir. Oysa bilimsel olarak kenevir tek tip bir bitki değildir ve kullanım amacına göre farklı gruplara ayrılır:

  1. Endüstriyel kenevir: Düşük THC oranlı, lif ve tohum odaklı
  2. Uyuşturucu amaçlı kenevir (Hint keneviri): Yüksek THC içerikli türevler
  3. Yabani kenevir: Tarımsal değeri sınırlı popülasyonlar

Endüstriyel kenevir; tekstil, kompozit malzemeler, gıda, biyomalzeme ve enerji gibi birçok sektörde kullanılan çok yönlü bir endüstriyel hammaddedir. Dünya genelinde yeniden değer kazanan bu bitki, Türkiye’de ise hâlâ algı ve bilgi kirliliği ile mücadele etmektedir.

2.Kenevir Etrafındaki Bilgi Kirliliği

Türkiye’de sektöre giren aktörlerin önemli bir kısmı bilimsel veri yerine söylem odaklı hareket etmektedir. Bu durum şu sorunları doğurmaktadır:

Uyuşturucu odaklı dar bakış açısı,

“Mucize bitki” anlatıları,

Katma değer zinciri bilinmeden yapılan yatırımlar,

  • Bilimsel temeli olmayan sağlık iddiaları,
  • ırsatçı piyasa davranışları,

Bu tablo, sektörde güven sorunu ve yatırımcı tereddüdü oluşturmaktadır. 

3.Türkiye’de Kenevirin Tarihsel Arka Planı

Endüstriyel kenevir Anadolu için yeni bir ürün değildir. Osmanlı döneminde özellikle:

  • Halat üretimi
  • Tekstil lifleri
  • Donanma ihtiyaçları
  • Sağlık için yaygın şekilde yetiştirilmiştir.

Ancak zamanla:

– Uluslararası uyuşturucu politikaları

– Tohum kaybı

– Kurumsal sahiplenme eksikliği

– Mevzuatın dar yorumu nedeniyle üretim ciddi biçimde gerilemiştir.

4.Yapısal Sorunlar

Türkiye’de endüstriyel kenevirin en büyük sorunu agronomi (tarım bilim) değil, sistem eksikliğidir.

4.1 Mevzuat ve Algı Çatışması

Kenevir uzun süre güvenlik perspektifiyle ele alınmış, bu da üretim kültürünün gelişmesini yavaşlatmıştır.

4.2 Veri Ayrıştırma Eksikliği

Uyuşturucu verilerinde endüstriyel ve yüksek THC türlerinin ayrıştırılmaması, algı karmaşasına neden olmuştur.

4.3 Tohum ve Genetik Sorunu

Yerli varyete geliştirme süreçleri sınırlı ilerlemiş, sertifikalı tohum erişimi kısıtlı kalmıştır.

4.4 Kurumsal Koordinasyon Eksikliği

Tarım, sanayi, sağlık ve güvenlik politikalarının entegre yürütülememesi sektörü parçalı bırakmıştır.

5.Gerçekçi Riskler

Endüstriyel kenevir yükselen bir alan olduğu için abartılı beklentiler oluşabilmektedir. En sık görülen riskler:

  • Bilimsel temeli olmayan yüksek kâr iddiaları
  • Yanlış ekipman yatırımları
  • Pazar analizi yapılmadan üretim
  • İşleme altyapısı kurulmadan ekim yapılması Bu riskler hem üretici hem yatırımcı için kayıp doğurabilir.

6.Türkiye İçin Gerçek Fırsat Alanları

Tüm zorluklara rağmen Türkiye’nin önemli avantajları vardır:

  • Uygun agroekolojik bölgeler
  • Tarımsal üretim deneyimi
  • Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına yakınlık
  • Gelişen biyomalzeme talebi

Doğru planlama ile Türkiye, belirli segmentlerde bölgesel üretici olabilir.

7.Kritik Gerçek: Kenevir Tarım Değil Ekosistem İşidir

Endüstriyel kenevirde başarı, yalnızca ekimle değil değer zinciriyle mümkündür.

Başarılı model şu halkaları içerir:

– Sertifikalı tohum ve genetik

– Tarımsal üretim

– İlk işleme (dekortikasyon vb.)

– Endüstriyel işleme

– Ürün geliştirme

– Marka ve pazar erişimi

Türkiye’de yapılan en büyük hata, zincirin sadece tarım ayağına odaklanılmasıdır.

8.Ürün Akışı ve İşleme Süreci

8.1 Hasat ve İlk Ayrıştırma

Tohum: Yağ, protein, gıda

Sap: Lif ve hurd (odunsu kısım)

Yaprak/çiçek: Mevzuata bağlı sınırlı kullanım

8.2 Sap İşleme

Retting (lif ayırma)

Mekanik dekortikasyon

Çıktılar:

– Uzun lif

– Kısa lif

– Hurd

8.3 Tohum İşleme

– Temizleme ve kurutma

– Soğuk pres yağ üretimi

–  Protein ve küspe ürünleri

8.4 Hurd Kullanımı

– Yalıtım malzemeleri

– Hayvan altlığı

– Biyokompozit dolgu

– Biyokütle enerjisi

Endüstriyel kenevirde yüksek biyokütle değerlendirme oranı mümkündür ancak “tam sıfır atık” iddiası pratikte işlet

DEVAMI

Yazarlar

Epstein Sonrası Hatay Hala “Şahsi Meselemiz” Mi?

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

HATAY’a havalimanı yapmak konusunda cehalet, ukalalık, rant yarışı başladığında havalimanının yapılacağı yer konusunda bilimsel gerçeklerle karşı çıkanları “hainlikle” suçlayanlar, katil değil de nedir?

Üstten kurumuş Amik Gölü ortasına havalimanı yapılması konusunda ısrar etmek, akıl tutulmasından öte insanlık tutulması olsa gerek. Son uydu fotoğrafı üzerinden yapmış olduğum incelemede HATAY Havaalanı Pistinde 90 (doksan) üzerinde tamirat yapılmış. Toplam uzunluğu 3.000 mt. olan pist üzerinde tarifeli seferlerin inişine engel olabilecek 022 iniş istikametine yakın beş büyük onarım yeri var. 198nci, 393ncü, 487nci, 681nci, 1079ncu mt. lerde. 004 iniş istikametinde ise 196ncı mt. de inişe engel olabilecek küçük onarım yerinden sonra CASA CN-235 uçağının tam yüklü olması halinde dahi iniş yapabileceği minimum 1371 mt., inişe müsait hafif hasarlı 820 mt. lik pist bölümü var.

CASA CN-235 uçaklarından Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde 41 adet var. Bakım-onarım, FASBAT (Fabrika Seviyesi Bakım) hariç muhtemelen 35 adeti her an için göreve hazır olsa gerek. Bu uçakların tam yük ile iniş mesafesi 645 mt., tam yük kalkış mesafesi 860 mt. Her şey bir yana CASA CN-235 uçakları sadece hazırlanmış pistlere değil düz arazilere de iniş kalkış yapabilme kabiliyeti olan bir uçaktır.

Kısa ve net olarak diyebilirim ki Hatay Havalimanı, operasyon saat 07.00’de başlamış olsa, en geç 06 ŞUBAT 2022 günü saat 12.00’da CN-235 uçaklarının rahatlıkla iniş kalkış yapabileceği hale getirilebilirdi. İniş kalkış arası geçen süre 30 dakika olsa 06 ŞUBAT 2022 günü saat 24.00’a kadar 24 CN-235 sortisi yapılabilir ve 720 nitelikli-profesyonel Arama Kurtarma Personeli bölgeye sevk edilebilir, dönüşte de sedyede 300, oturarak 700 yaralı tahliye edilebilirdi. Ki, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki 30-33 personel taşıma kapasiteli 11 adet CH-47 çift pervaneli helikopterlerin Hatay Havalimanı’na inip kalkması için hiçbir kısıt da söz konusu değildi.

HAVA KUVVETLERİMİZİN GÖZ BEBEĞİ İSTİHKÂM İNŞAAT TABURLARI

1nci Taktik –Eskişehir-, 2nci Taktik –Diyarbakır- Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde birer İstihkâm İnşaat Taburu vardır. Asli görevleri, afet-harekât-savaş esnasında tahrip edilmiş pistleri en fazla 3 SAAT içinde harekâta hazır getirebilmektir. Bu taburlar, iş makineleri yanlarında olsun ya da olmasın bu görevi, görev yapacakları yerin imkân ve kabiliyetlerini kullanarak yerine getirebilecek bilgi-deneyim ve donanıma sahiptirler. Yani, Diyarbakır 2nci Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki 2nci İstihkâm İnşaat Taburu 4 sorti CN-235 uçuşu ile Hatay Havalimanına gönderilir ve Hatay Havalimanı pisti en geç saat 12.00’da tüm uçaklar için uçuşa-iniş/kalkışa hazır hale getirilebilirdi.

HATAY’A YARDIM NEDEN GECİKTİ YA DA GECİKTİRİLDİ?

Kahramanmaraş merkezli deprem bilgisi AFAD üzerinden Ankara’ya 04.30 civarı ulaşıyor. 05.00 civarı ise bölgedeki askeri birliklerin komutanları yıkım boyutu bilgisini MSB Hulusi Akar’a bildiriyor. Eş zamanlı olarak Kuvvet Komutanları da bilgi sahibi oluyor. Bölgedeki tüm havalimanı ve kolaylıklarının durumu sürekli olarak 2nci Taktik Hava Harekât Merkezi tarafından takip edilip Ankara’ya Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi’ne bildirildiğine göre 2nci Taktik 2nci İstihkâm İnşaat Taburu neden Hatay Havalimanı’na sevk edilmiyor? İhmal mi, neme lazımcılık mı, kasıt mı var? Ya da sevk edilmek istenmesine rağmen biri ya da birileri “Hayır!” mı dedi? Ya da Memduh Bayraktaroğlu tarafından aktarılan olaylara göre, Hatay’a gönderilmek istenen 2nci İstihkâm İnşaat Taburu unsurları, diğer askeri birlikler gibi küfür-kıyamet geri mi çevrildi? Neden?

Şimdi soruyorum. Hatay hepimizin “Şahsi Meselesi” değil midir? Antakya merkezli ilimize HAT-AY ismi Atatürk tarafından neden 1936 yılında verilmiştir? Nikola TESLA için 3,6,9 numaraları çok önemli ve değerlidir. Atatürk’ün de numarasının “1” olduğu ifade edilir. Dahası TESLA ile ATATÜRK görüşmesinde TESLA, Antakya konusunda, özellikle TİTUS Tüneli hakkında ATATÜRK’e neler söylemiştir?

Gün gelecek kimin ne yaptığı, kimlerin neler yapmak istediği, belki de kimin/kimlerin yapılanlara, yapılacaklara engel olduğu ortaya çıkacaktır. Ve HATAY’a geç müdahale edilmesi ya da geç müdahale ettirilmesi konusu aydınlatılacaktır. Sonrası, çok yaratık, yanacaktır. Her ne olursa olsun HATAY konusu, kurucu iradeye saygılı ve bağlı, vatanını-milletini-bayrağını sevenler için sonsuza dek “Şahsi Mesele” olacaktır.

Bu satırları şu soru ile bitirmek gerekir. Küresel çetenin en kullanışlı elemanının inine bebelerimiz-çocuklarımız, deprem bölgelerine gidilmeyen/gidilemeyen günlerde mi kaçırıldılar? Bu sorunun yanıtı Türkiye’de çok şey değişecektir

DEVAMI

Yazarlar

Yeni Bir Ücret Sistemi Teklifi-2

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Bu sistem; adil, hakkaniyetli ve çalışanı siyasetçilerin, bürokratların ve sarı sendikaların oyuncağı olmaktan çıkaran bir sistemdir.


“Dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla yapılan göstermelik sendikal hırçınlıkları da, gücü elinde bulunduranın keyfine göre işlem yapabildiği düzeni de ortadan kaldırır.

Bu sistemde;

Güçlü, güçsüzü ezemez.

Siyaset, sermayenin emrine giremez.

Ülke zenginleştikçe, çalışan da doğrudan refah artışı yaşar.

Özellikle MHP destekli AKP iktidarının, çalışanlar ve emekliler üzerinde bir baskı ve sadakat mekanizması olarak kullandığı mevcut ücret düzenini kökünden sarsacak bir yapı öngörülmektedir.

ORGANİK YASA VE KURUMSAL YAPI

Önerilen sistemde, Organik Yasa kapsamında düzenlenmesi zorunlu olan kurum ve statüler şunlardır:

Anayasa Mahkemesi

Yargıtay

Danıştay

Sayıştay

Askerî Yargıtay

Millî Güvenlik Kurulu

Askerî Yüksek Mahkemesi

Uyuşmazlık Mahkemesi

Hâkimler ve Savcılar Kurulu

Yükseköğretim Kurulu

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yüksek Seçim Kurulu

Devlet Denetleme Kurulu

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu

Türkiye İstatistik Kurumu

Savunma Sanayii Başkanlığı

Bu kurumlara ilişkin tüm yetki, görev ve statüler; tereddüde, yoruma ve siyasi müdahaleye kapalı şekilde Organik Yasalarla düzenlenmelidir.

Organik Yasa; sıradan yasaların üzerinde, değiştirilmesi anayasa maddeleriyle aynı zorlukta olan bir hukuki güvence mekanizmasıdır. Fransa’da yarı başkanlık sistemi altında uygulanmaktadır.

TEK ADAM REJİMİNE KARŞI HUKUKİ ZIRH

Bu yapı içinde; dünyada benzeri olmayan ve ülkeyi dış güçlerin müdahalesine açık hale getiren “Tek Adam Rejimi”nin etkileri neredeyse tamamen sıfırlanmalıdır.

Cumhurbaşkanının; bu kurumların üyelerinin seçimine, görevlerine ve işleyişine doğrudan ya da dolaylı hiçbir şekilde müdahale etmesinin önü kesin olarak kapatılmalıdır.

Anayasal suç; açık, net ve yoruma kapalı biçimde tanımlanmalıdır.
“Anayasayı tanımıyorum” diyenin, bilerek ve isteyerek yasaları eğip bükenin, emir ve talimatlarla hukuku ayaklar altına alanın görevini derhal sona erdirecek hükümler oluşturulmalıdır.

ÖRTÜLÜ ÖDENEK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK

“Örtülü Ödenek” adı altında, bu kaynağı kullanan kişinin ahlaki zaafları olmayacağı varsayımına dayanan mevcut sistem sona erdirilmelidir.
Bu mekanizmanın esasları yeniden ve sıkı biçimde tanımlanmalıdır.

KÖLELEŞTİRME UYGULAMALARI VE DAYANAKLARI

Emekli maaşlarının sistematik biçimde düşürülmesi, köleleştirme uygulamalarının en görünür başlıklarından biridir.
Bu durum yalnızca ekonomik değil; psiko-sosyal bir yıkımdır.

Dede ve ninelerin torunlarına küçük bir armağan dahi veremez hale gelmesi, aile bağlarının zayıflaması ve kuşaklar arası kopuşun sonuçları ileride çok daha ağır hissedilecektir.

Düşük ücret politikaları;

Nüfus artış hızını düşürür,

Alt ve orta-alt gelir grubundaki çocukların zihinsel gelişimini doğrudan tehdit eder.

Bu şartlar altında “üç-beş çocuk” söylemleri, halkla açıkça alay etmekten başka bir anlam taşımaz.

TÜİK VE GERÇEĞİN TASFİYESİ

Türkiye İstatistik Kurumu, bugün gelinen noktada, ülkenin geleceğine; geçmişte yanlış ellerde bulunan sıkıyönetim ve özel yetkili mahkemelerden bile daha büyük zarar vermektedir.

TÜİK; tamamen siyasi etkilerden arındırılmış, bağımsız bir yapıya kavuşturulmadıkça bu ülkenin sağlıklı karar alması mümkün değildir.

Fay hattını belediye meclis kararıyla değiştirebilen bürokratik akıl ile, uyuşturucu kullanımını “pudra şekeri” söylemiyle normalleştiren siyasi zihniyet egemen olduğu sürece bu ülkede huzur beklemek hayaldir.

YOKSULLUK, ŞANTAJ VE ADALET

Siyasetin emir eri haline getirilmiş; doğru olmadığını bildiği halde itiraz edemeyen birçok kişinin ortak özelliği yoksullukla terbiye edilmiş olmalarıdır.
Bu kişilerin büyük kısmının namuslu ve harama el uzatmayan insanlar olması tesadüf değildir.

Yargıtay’da daire başkanı, YSK’da üye;

Evi yok,

Maaşından başka geliri yok, ailesi, çocukları, torunları var.

Bu insanlar siyasi şantaja açık değilse kim açıktır?

Vergi müfettişini düşünün:
Aldığı maaş yüz bin lira, önündeki dosya trilyonluk.
Bu insanlar vicdanıyla ne kadar baş başa kalabilir?
Kaldı diyelim; bu durumu eşine, çocuklarına nasıl anlatabilir?

SONUÇ

Bu düzenin düzeltilmesi bir tercih değil, zorunluluktur.
Sadece ülkenin, milletin ve vatanın bekası için değil; insanlığın geleceği için zorunludur.

Türk Milleti’ne KUT verilmiştir.
Ancak bu KUT; liyakatsiz, akılsız, dar görüşlü “bıbıcım” zihniyetlerle taşınamaz.

Bu ülke böyle yönetilemez.

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025