Connect with us

Sami Gökçe

Toplumlar Ve Ahlak

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

İktidarın yayın organı ATV’de Müge Anlı ve Esra Erol ile başlayıp diğer televizyon kanallarında da gün içinde benzerleri yayınlanan programların öncülünü yıllar önce Yalçın Çakır ile Flaş Tv’de izlemiştik.

Program Brezilya dizileri gibi diyeceğim ama o dizileri kurguydu. Esra Erol ve Müge Anlı’nın programları gerçek. Programlarda aşk, ihanet, cinayet, dolandırıcılık, sahtekarlık, üçkağıtçılık ne ararsanız var.

Bu programlar aslında toplumsal çürümenin hangi boyuta geldiğinin açık belgesi..

Toplumsal çürümüşlük yüzümüze vurunca “Yüce Türk Milleti” olarak utanıyoruz. “Ne ara bu kadar ahlaksız bir toplum olduk” diye düşünemeden edemiyoruz?

Felsefede “ahlak” konusu en çok sorulan – tartışılan ama kesin yanıtı en az olan bir tartışma konusudur. Zira ahlâk, bireyin hem aklı hem vicdanı ile ilgili bir alan olarak görülür.

Kurallar bütünü gibi algılanan ahlak İmmanuel Kant’a göre evrensel olmalıdır. Herkes için geçerli olmayan bir kural, ahlaki olamaz. Ama gerçekten öyle mi?

Hayır!

Yine Antik çağın filozoflarından Aristoteles göre ahlak, kurallardan çok karakter meselesidir. İyi insan, iyi olduğu için doğruyu yapar; korktuğu için değil. Bu yaklaşım da herkes “iyi insan” mıdır? Sorusunu sordurur.

Günümüzde  ahlak, yalnızca bireysel bir sorun değil, toplumsal hatta evrensel bir sorun haline gelmiştir.

Kamu gücü kullanan bir siyasetçinin, Bir bürokratın veya özel sektör yöneticisinin ahlaki sorumluluğu, sıradan bir bireyinkinden daha fazladır.

Uluslararası alanda bir devlet başkanı ve ülke yöneticisinin yaptığı ve ettikleri ile aldığı sorumluluk da bireye veya topluma göre çok farklıdır. Çünkü onların kararları, başkalarının hayatına doğrudan dokunur. İşte burada ahlak, vicdanla sınırlı kalamaz; hesap verebilirlik ilkesini de hareket geçirir.

Türkiye yıllardır gücü elinde bulunduranların nepotizm, yolsuzluk, usulsüzlük yeteneksizlik sarmalı içinde boğuşuyor. Üst yapı altyapıyı da doğrudan etkilemiş görünüyor.

İsrail’in Gazze’de Filistinlilere soykırım uygulaması,  ABD Başkanı Trump’ın gözünü kestirdiği ülkelere çökmesi “güçlünün adaleti ve ahlâkı” sorunsalını gündeme getiriyor.

Ahlak araçsallaştırılıyor!

“Bizimki yaparsa sorun değil” anlayışı ne yazık ki hem ülkemizde hem de dünyada baskın anlayış haline getirildi.

Yanıt bulunması gereken soru “bu anlayışa” nasıl gelindiği sorusudur?

DEVAMI

Yazarlar

Ortaklık Kültürü Ve Marka Yaratmak!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlar;

Uzun sayılabilecek bir mesleki geçmişimde, işsiz kaldığımda yazabilmek için çeşitli girişimlerim oldu..

İnternet siteleri kurdum… gazete çıkardım, dergi yaptım.. bütün bunlar benim gibi düşünen arkadaşlarla birlikte olup emekli maaşlarımızdan yaptığımız ödemelerle gerçekleşti.

Yazın ve yayın anlamında çok başarılı olmamıza rağmen finansal anlamda başarısız olduk.

Çünkü doğru olmakla birlikte eksik insanlarla başlamıştım.

Örneğin;

Birlikte olduğum ekibin tamamı idealist gazetecilerden oluşuyordu.

Oysa;

İşin bir de sürdürebilir finansal boyutu varmış!

Ne ben ne de dostlarım; Şenol, Alev Mevlut, Mustafa, İlyas  hiç biri o boyutuyla bakmamışlar.

Mevcut ekonomik koşulların dayatmasıyla bir süre cepten ödemenin bedeli ağır olunca çıkardığımız yayın kuruluşlarını kapatmak zorunda kaldık.

Çünkü ben “girişimci bir gazeteci” olarak işin sadece “Gazetecilik” boyutunu dikkate almıştım.

İşin finansal, teknik ve sosyal boyutları da varmış.

Bir de…

Gazetecilik “Bireysel” olmakla birlikte  bir “Takım işidir” ben o dönemlerde her biri kendi alanında ünlü ve önemli olan insanlarla yola çıkmıştım.

Takım ruhunu sadece “gazetecilik”te yakalamıştık.

Bir yere kadar yürüdü ama sonrası olmadı.

Şimdi anlıyorum ki işletme kurmak kadar hatta; daha önemlisi o işletmenin yaşamasını sağlamakmış.

Biz Türklerin yapamadığı iki şeydir; ortaklık kültürü ve marka yaratmak!

Türkiye’nin parasal anlamda büyük tekstil firmalarında önemli işlere imza atmasına rağmen “markalaşma” noktasındaki sorumu “Sana kitap olabilecek kadar neden sayarım” diyen kızım Çağla ile Üniversite okuyan küçüğüm Deniz Ezgi’nin tezine göre Türk halkı üzerinde yıllardır hakim olan “Ortadoğu kültürü”nün etkisinden kaynaklanıyormuş!

Sanki akla yakın gibi geliyor…

DEVAMI

Yazarlar

Yaşlanmışız Bidenem

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlarım;

Benim “Komutan” arkadaşların “Albayım” dediği gazeteci meslektaşım Rahmi Yıldırım’ı da bu dünyadan uğurladık.

Rahmi son görevini Gölbaşı Mezarlığı camiinnin avlusunda dostları biraraya getirerek tamamladı.

Uluslararası sermaye ve emperyalizm izin verseydi Rahmi Genelkurmay Başkanı olabilecek donanım ve birikime sahipti.

Bunu gördükleri için Rahmi ve O’nun gibi düşünenler TSK’den tasfiye edildi.

Rahmi Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği “ADAM-DER’i kurdu.

Özlük haklarını aldı.

Sivil olmasına rağmen hep “Asker”di. Düzenli disiplinli ve planlı..

Son yolculuğuna uğurlarken eşi ve kızı gözyaşlarına hakim olamazken biz yaşayanlar, Rahmi’nin yerinde olacağımızı bilerek birbirimizle selamlaşıp, gülüp yan yana gelmenin belki de son mutluluğunu yaşadık.

Ne acı!

Hepimiz yaşlanmışız…

Aslında çaktırmardan veya moral olsun diye”iyisin iyisin” diyoruz birbirimize!..

Bidenem;

Sen, beni öyle bilme…

Hepimiz yaşlanmışız…

Ama ayakta kalanlar olarak yaşam amacamızın mücadelesini devam ettiriyoruz, ettirecğiz.

Amaç ne dersen;

Dünya nimetlerinden hakkımıız olanını alabilmek.

Alabilir miyiz?

El ele tutuşur, birlikte haklarımızı istersek alırız.

Doruk maden işçileri aldı.

Biz niye almayalım !

Mücadele devam ettiği sürece biz alamazsak çocuklarımız alacak.

DEVAMI

Yazarlar

Ankara’yı gezdim!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Dostlarım;

Biliyorsunuz ben Giresun doğumlu Ankara aşığıyım.

Ankara’ya ilk ayak bastığım gün Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harakâtını gerçekleştirmişti.

Bu gün Merkez Ankara ucubesinin olduğu yer Fen işleri Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Binasının olduğu yer ise Ankara Otobüs Terminaliydi!

Sabahları arabayla giderken yarım saatte ancak geçebildiğim yola o binaların yapılmasına izin verenleri uygun dille yadediyorum…

Neyse!

Her şeye rağmen Ankara güzeldir.

Uzun süre sonra Ulus’a gittim.

Ulus, İbrahim Melih Gökçek’in’in belediye başkanlığının son döneminde kentsel dönüşüm projesine dahil edilen bir bölge..

İyi ki de öyle…

Çocukluğumda geçmekten korktuğum sokaklar yerle bir edilmiş..

Ege Otel vardı. Çankırı Caddesi üzerinde…

Sahibi, Yalvaç’ta yatılı okulda Edebiyat Öğretmenimin babası idi…

Tarihi bir bina..

Yıkılmamış..Ama etrafını çevirmişler.

Hacıbayram’a çıktım…

Etrafa bir göz attım… Herkes çocuğu, eşi, sevgilisi ile gelmiş.

Özçekim yapanlar… Kocasına telefonu verip anı fotoğrafı çektirenler…

Yalnız başına gelen benmişim…

Gönül yalnızlığıma aldırış etmedim…

İnatla ben de tek başıma sokakları gezdikten sonra meydana çıktım.

Kalabalık.. (Cuma günüydü)..

Hacı Bayram Veli meydanındayım..

Aman Tanrım!

Her kılıktan, her farklı ırktan insan meydanda!

Turizm ofisi kurulmuş mu diye etrafı turladım..

Yok!

Kadınlar agırlıklı olmak üzere Hacı Bayram Veli’nin yattığı türbeye girmek için sıra olanların yanısıra, betona, tahtaya el sürüp sonra yüzüne süren genç kadınlar gördüm…

(O anki duygumu halâ muhafza ediyorum…)

Sonra

Bir sıra gördüm…

Lokma Sırası..

Bir Ford minübüsün içinden Züleyha B ruhuna şadedilmek üzere lokma dağıtılıyormuş…

Kuyrukte en az yüz kişi var.. Üstelik yandan çarklılar hariç..

En sondan kuyruğa girdim.

Lokmayı dağıtan adamın “sıraya gir teyze” dediği kadın geldi yanımda durdu…

Hemen arkasından iki kişi daha.. Yaşlı teyze benim önüme girmek istiyor..

Nazikçe uyardım;

“Sıra arkadan başlıyor abla”

-Yanıtı

“Tamam tamam ” oldu..

Bu arada konuşmalara kulak kesiliyorum…

Evde yakacakları yokmuş… kocaları eve gelmiyormuş vs. vs..

Tam ben 20. sıradayken lokma bitti!

Minübüsün içindeki kazanda lokma pişirip dağıtan adam yüksek sesle “20 dakika sonra yeniden dağıtacağız” dedi..

… (Homurtular.. küfürler…)

Tam da o arada parayla lokma satan dükkandan bir tezgah geldi ve lokma dağıtmaya başladı…

İki genç çocuğun getirdiği lokma tezgahı kurulduktan sonra uzaktan izlemeye başladım .İlk duyduğum “Bir kutu alın… tekrar sıraya girmeyin, iki tane alıp çantalarınıza koymayın….” oldu!

Tekrar sıraya girdim.. kısa sürede içinde 4 tane lokma olan kaynamış şeker kazanında pişirilen ama şekeri yeterli olmayan lokmadan aldım…

Ruhu şad olsun!

..

Gördüğümün özeti 24 yıllık AKP iktidarı desem beni eleştirirsiniz;

“Halkımız böyle maalesef” demeye de benim dilim elvermiyor.

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025