Sami Gökçe
İkinci Aziz Sancar Giresun’dan Mı Çıkacak?
Dostlarım;
Biliyorsunuz ben Giresun doğumlu, Rize, Isparta ve Zonguldak eğitimli “Doğduğun yer değil doyduğun yer” atasözünün vücut bulmuş haliyim.
Elbette kökenlerimi unutmadım; hatta bir canlı yayın arasında konuğum “Sen Giresunlu musun” dediğinde şaşkınlıkla “Evet. Nerden anladınız” diye sorduğumda “Şivenden” demişti.
Oysa;
Kanal E televizyonu kurulduğunda biz dönemin TRT ana haber sunucularından ders almıştık..
Hâlâ öyleymişim;
Bazı şeyler değişmiyor…
Asıl anlatmak istediğim bir bilimsel başarı hikayesi.
Üstelik de bir eski siyasinin..
Yazının konusu Giresunlu olan ama dostluğumuz baki kalmakla birlikte vekilliği bitince görüşmelerimiz azalan Dr. Turhan Alçelik.

Milli Görüş geleneğinden gelen iyi eğitimli dürüst bir milletvekiyildi Turhan Alçelik.. Prof. Dr. Erbakan’ın da önem verdiği gençlerden…
Dr. Alçelik bir dönem AKP’den milletvekilliği de yaptı.
Aslında siyasetin kendisine göre olmadığını da o dönemde farketti…
Örneğin;
Otomobil farlarının insan gözünü etkilemeyecek şekilde ışık yayması çalışması.
Yani gece led lambalarla uzunları yakınca tavşan gibi durmak yerine yoluna devam edecek bir aydınlatma sistemi üzerine çalışmış ve başarılı da olmuştu.
Ancak, otomotiv devleri buna izin vermeyince o bilimsel çalışma yarım kalmış ve ticarileşememişti.
…
Uzun bir kopukluktan sonra Dr. Turhan Alçelik’in kanser üzerine çalışmalar yaptığını öğrendim. Bir şekilde ulaştım ve yaptığı çalışmaların önemli ve değerli çalışma olduğunu söyledi, arkasından da ekledi; “Evet bu çalışmalar bilimsel olarak yüzde 95 oranında etkili. Ama devletimiz sahiplenmezse başarıya ulaşamayız. Çünkü uluslararası sermaye izin vermez“..
Dr. Alçelik haklı. Hasta eden de , hastalığa çare bulan da emperyalist sermaye .. Böyle pahalı bir hastalığın sıradan bir hastalık haline getirilmesini ister mi?
Neyse…
Dr. Turhan Alçelik’in başarısını bilen ve yaşayan Giresunlular Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Kanser Destek Tedavileri, Araştırma ve Uygulama Merkezi” kurulması amacıyla randevu talep etti.
Dr. Turhan Alçelik ve ekibi yıllar süren çalışmanın sonucu olarak elde ettiği başarıyı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a anlatma fırsatı bulacak..
Ben, Erdoğan’ın bu konulardaki hassasiyetini bilen bir gazeteci olarak talebin kabul edileceğine inanıyorum.
Bu arada; Giresun milletvekilliğini hakkıyla yapmış olan değerli dostum Dr. Turhan Alçelik’e de bilimsel çalışması dolayısıyla teşekkür ediyorum. Projesi anlatılıp devlet tarafından da kabul görürse yeni bir Aziz Sancar’ımız olacak!
Yazarlar
Ortaklık Kültürü Ve Marka Yaratmak!
Dostlar;
Uzun sayılabilecek bir mesleki geçmişimde, işsiz kaldığımda yazabilmek için çeşitli girişimlerim oldu..
İnternet siteleri kurdum… gazete çıkardım, dergi yaptım.. bütün bunlar benim gibi düşünen arkadaşlarla birlikte olup emekli maaşlarımızdan yaptığımız ödemelerle gerçekleşti.
Yazın ve yayın anlamında çok başarılı olmamıza rağmen finansal anlamda başarısız olduk.
Çünkü doğru olmakla birlikte eksik insanlarla başlamıştım.
Örneğin;
Birlikte olduğum ekibin tamamı idealist gazetecilerden oluşuyordu.
Oysa;
İşin bir de sürdürebilir finansal boyutu varmış!
Ne ben ne de dostlarım; Şenol, Alev Mevlut, Mustafa, İlyas hiç biri o boyutuyla bakmamışlar.
Mevcut ekonomik koşulların dayatmasıyla bir süre cepten ödemenin bedeli ağır olunca çıkardığımız yayın kuruluşlarını kapatmak zorunda kaldık.
Çünkü ben “girişimci bir gazeteci” olarak işin sadece “Gazetecilik” boyutunu dikkate almıştım.
İşin finansal, teknik ve sosyal boyutları da varmış.
Bir de…
Gazetecilik “Bireysel” olmakla birlikte bir “Takım işidir” ben o dönemlerde her biri kendi alanında ünlü ve önemli olan insanlarla yola çıkmıştım.
Takım ruhunu sadece “gazetecilik”te yakalamıştık.
Bir yere kadar yürüdü ama sonrası olmadı.
Şimdi anlıyorum ki işletme kurmak kadar hatta; daha önemlisi o işletmenin yaşamasını sağlamakmış.
Biz Türklerin yapamadığı iki şeydir; ortaklık kültürü ve marka yaratmak!
Türkiye’nin parasal anlamda büyük tekstil firmalarında önemli işlere imza atmasına rağmen “markalaşma” noktasındaki sorumu “Sana kitap olabilecek kadar neden sayarım” diyen kızım Çağla ile Üniversite okuyan küçüğüm Deniz Ezgi’nin tezine göre Türk halkı üzerinde yıllardır hakim olan “Ortadoğu kültürü”nün etkisinden kaynaklanıyormuş!
Sanki akla yakın gibi geliyor…
Yazarlar
Yaşlanmışız Bidenem
Dostlarım;
Benim “Komutan” arkadaşların “Albayım” dediği gazeteci meslektaşım Rahmi Yıldırım’ı da bu dünyadan uğurladık.
Rahmi son görevini Gölbaşı Mezarlığı camiinnin avlusunda dostları biraraya getirerek tamamladı.
Uluslararası sermaye ve emperyalizm izin verseydi Rahmi Genelkurmay Başkanı olabilecek donanım ve birikime sahipti.
Bunu gördükleri için Rahmi ve O’nun gibi düşünenler TSK’den tasfiye edildi.
Rahmi Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği “ADAM-DER’i kurdu.
Özlük haklarını aldı.
Sivil olmasına rağmen hep “Asker”di. Düzenli disiplinli ve planlı..
Son yolculuğuna uğurlarken eşi ve kızı gözyaşlarına hakim olamazken biz yaşayanlar, Rahmi’nin yerinde olacağımızı bilerek birbirimizle selamlaşıp, gülüp yan yana gelmenin belki de son mutluluğunu yaşadık.
Ne acı!
Hepimiz yaşlanmışız…
Aslında çaktırmardan veya moral olsun diye”iyisin iyisin” diyoruz birbirimize!..
Bidenem;
Sen, beni öyle bilme…
Hepimiz yaşlanmışız…
Ama ayakta kalanlar olarak yaşam amacamızın mücadelesini devam ettiriyoruz, ettirecğiz.
Amaç ne dersen;
Dünya nimetlerinden hakkımıız olanını alabilmek.
Alabilir miyiz?
El ele tutuşur, birlikte haklarımızı istersek alırız.
Doruk maden işçileri aldı.
Biz niye almayalım !
Mücadele devam ettiği sürece biz alamazsak çocuklarımız alacak.
Yazarlar
Ankara’yı gezdim!
Dostlarım;
Biliyorsunuz ben Giresun doğumlu Ankara aşığıyım.
Ankara’ya ilk ayak bastığım gün Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harakâtını gerçekleştirmişti.
Bu gün Merkez Ankara ucubesinin olduğu yer Fen işleri Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Binasının olduğu yer ise Ankara Otobüs Terminaliydi!
Sabahları arabayla giderken yarım saatte ancak geçebildiğim yola o binaların yapılmasına izin verenleri uygun dille yadediyorum…
Neyse!
Her şeye rağmen Ankara güzeldir.
Uzun süre sonra Ulus’a gittim.
Ulus, İbrahim Melih Gökçek’in’in belediye başkanlığının son döneminde kentsel dönüşüm projesine dahil edilen bir bölge..
İyi ki de öyle…
Çocukluğumda geçmekten korktuğum sokaklar yerle bir edilmiş..
Ege Otel vardı. Çankırı Caddesi üzerinde…
Sahibi, Yalvaç’ta yatılı okulda Edebiyat Öğretmenimin babası idi…
Tarihi bir bina..
Yıkılmamış..Ama etrafını çevirmişler.
Hacıbayram’a çıktım…
Etrafa bir göz attım… Herkes çocuğu, eşi, sevgilisi ile gelmiş.
Özçekim yapanlar… Kocasına telefonu verip anı fotoğrafı çektirenler…
Yalnız başına gelen benmişim…
Gönül yalnızlığıma aldırış etmedim…
İnatla ben de tek başıma sokakları gezdikten sonra meydana çıktım.
Kalabalık.. (Cuma günüydü)..
Hacı Bayram Veli meydanındayım..
Aman Tanrım!
Her kılıktan, her farklı ırktan insan meydanda!
Turizm ofisi kurulmuş mu diye etrafı turladım..
Yok!
Kadınlar agırlıklı olmak üzere Hacı Bayram Veli’nin yattığı türbeye girmek için sıra olanların yanısıra, betona, tahtaya el sürüp sonra yüzüne süren genç kadınlar gördüm…
(O anki duygumu halâ muhafza ediyorum…)
…
Sonra
Bir sıra gördüm…
Lokma Sırası..
Bir Ford minübüsün içinden Züleyha B ruhuna şadedilmek üzere lokma dağıtılıyormuş…
Kuyrukte en az yüz kişi var.. Üstelik yandan çarklılar hariç..
En sondan kuyruğa girdim.
Lokmayı dağıtan adamın “sıraya gir teyze” dediği kadın geldi yanımda durdu…
Hemen arkasından iki kişi daha.. Yaşlı teyze benim önüme girmek istiyor..
Nazikçe uyardım;
“Sıra arkadan başlıyor abla”
-Yanıtı
“Tamam tamam ” oldu..
Bu arada konuşmalara kulak kesiliyorum…
Evde yakacakları yokmuş… kocaları eve gelmiyormuş vs. vs..
Tam ben 20. sıradayken lokma bitti!
Minübüsün içindeki kazanda lokma pişirip dağıtan adam yüksek sesle “20 dakika sonra yeniden dağıtacağız” dedi..
… (Homurtular.. küfürler…)
Tam da o arada parayla lokma satan dükkandan bir tezgah geldi ve lokma dağıtmaya başladı…
İki genç çocuğun getirdiği lokma tezgahı kurulduktan sonra uzaktan izlemeye başladım .İlk duyduğum “Bir kutu alın… tekrar sıraya girmeyin, iki tane alıp çantalarınıza koymayın….” oldu!
Tekrar sıraya girdim.. kısa sürede içinde 4 tane lokma olan kaynamış şeker kazanında pişirilen ama şekeri yeterli olmayan lokmadan aldım…
Ruhu şad olsun!
..
Gördüğümün özeti 24 yıllık AKP iktidarı desem beni eleştirirsiniz;
“Halkımız böyle maalesef” demeye de benim dilim elvermiyor.
-
Siyaset4 ay ÖnceCeyhun Atıf Kansu Caddesi’nin Adı “Sinan Ateş” Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara’nın Suyunu Kim Çalıyor?
-
İlçe Haberleri3 ay ÖnceHaymana’nın OSB Hayali Gerçek Oluyor
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Mamak Belediyesi 23 Nisan Kutlaması
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Etimesgut Belediyesi 23 Nisan’ı Kutladı
-
İlçe Haberleri5 ay ÖnceAnkara-Polatlı Yol Ücreti 145 TL Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara Pazarcılar Odası Başkanı Yanlış Anlaşılmış!
-
Gündem5 ay ÖnceAnkara Lokantacılar Odası’nda Başkanlık Yarışı Kızışıyor:

