Connect with us

Gönül Aydın

Haydutluk!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Gönül AYDIN
Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı bir dünyada yaşıyoruz. Son olarak Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro ve eşinin, “haydutça” bir yaklaşımla tutuklanıp Amerika’ya götürüldüğü iddiaları bir kez daha şu soruyu sorduruyor: Dünyada hukuk mu işliyor, yoksa güçlünün hukuku mu?
Elbette derdimiz Maduro değil. Maduro bir diktatör olabilir, bir uyuşturucu baronu olduğu da iddia edilebilir. Ancak suç iddiası ne olursa olsun, bunun karşılığı devletler arası hukuk yok sayılarak yapılan operasyonlar olmamalı. Aksi hâlde adına “adalet” denilen şey, sadece güç gösterisine dönüşür.
Amerika, yıllardır “barış ve huzur getirme” vaadiyle ülkeleri işgal ediyor. Peki aynı Amerika, yaklaşık üç yıldır Filistin’de yaşanan ve artık açıkça bir soykırıma dönüşen İsrail saldırıları karşısında neden sessiz? Neden yaptırım yok, neden operasyon yok? Çünkü görüyoruz ki her kötülüğün arkasında çoğu zaman çıkar hesapları var ve bu hesapların merkezinde yine Amerika duruyor.
Ancak bizi asıl ilgilendiren mesele Türkiye. Ülkemizde iktidar, bir yandan kendi devamını sağlarken diğer yandan halkın tepkisini büyüten politikaları adeta dayatıyor. Daha bir yıl öncesine kadar “kılına zarar gelsin istemeyiz” denilen isimler, bugün nefretle anılıyor. Öyle ki bazı insanlar artık adını duymaya bile tahammül edemiyor.
Bu tablo tesadüf değil. Yanlış ekonomi politikaları, adalete olan güvenin zedelenmesi, ifade özgürlüğünün daralması toplumda derin bir kırılma yaratıyor. Siyaset, kutuplaşmayı besledikçe halkın umudu azalıyor.
Umarım iktidar, ülkemizin başına dönen bu oyunları görür; hatalardan ders çıkarır ve yeniden demokrasiye yönelir. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı yeni düşmanlar değil, adalet, hukuk ve ortak akıldır. Trump’ın yaptığı açıkça haydutluktur!

DEVAMI

Yazarlar

Karadeniz Halkı Ayağa Kalktı

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Yıllardır Karadeniz toprakları paralı araplara satılıyor. Yer üstü ytmemiş ki yeraltı da satılmaya başlandı.

Duyarlı bir yurttaş-gazeteci olarak benim de içinde yer aldığım Giresun Tirebolu’da gerçekleştirilen “vahşi madenciliğe hayır” mitingi, aslında yalnızca bir protesto değil; toprağın, suyun ve geleceğin çığlığıydı. Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri, mülki amirler ve çok sayıda köylünün katıldığı mitingde yükselen ortak ses şuydu: “Bu topraklar birkaç şirketin değil, halkındır.”
Bir yanda halkın haklı direnişi sürerken, diğer yanda “sondaj çalışmaları iptal edildi” denilen AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’ün şirketi Alagöz Holding⁠’in faaliyetlerinin bölgeye yakın alanlarda devam ettiği iddiaları, vatandaşın devlete ve verilen sözlere olan güvenini daha da sarstı. İnsan ister istemez soruyor; Eğer çalışmalar durdurulduysa, bu hareketlilik neden hâlâ sürüyor?
Özellikle Çatalağaç köylülerinin yıllardır süren mücadelesi, bölgedeki vahşi madenciliğin gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Altı yıldır siyanürlü maden aramalarının gölgesinde yaşamaya çalışan insanlar, yalnızca doğalarını değil sağlıklarını, üretimlerini ve yaşam haklarını korumaya çalışıyor.
Köylülerin anlattıkları ise akıllara durgunluk verecek cinsten.
Bir zamanlar bereket saçan topraklarda bugün insanlar korkuyla üretim yapıyorlarmış. Çünkü köyde kendi sularını arsenik nedeniyle kullanamıyorlarmış. Komşu köylerden su temin etmek zorunda kaldıklarını söylüyorlar. Düşünün; doğup büyüdüğünüz köyde toprağa güvenemiyor, suya elinizi uzatamıyorsunuz.

Karadeniz’in en güzül ve bakir bölgesi olan Giresun artık işgal altında. Yemyeşil doğası, yaylaları, dereleri, denizi talan ediliyor. Hem de bölgeden seçilenlerin onayıyla.

Yüzyıllardır bu topraklar Giresunlular içim geçim kaynağıydı, fındıktı, çaydı, pancardı, yaşamdı. Oysa iktidar bu geçmişi ve gerçeği bir yana bırakıp birkaç yıllık ekonomik kazanç uğruna o güzelim doğayı sonsuza dek kaybedecek kararın arkasında duruyor halâ…

Değerli okurlarım;

Madenler sınırlı bir ekonomik kaynak. Oysa toprak sınırsız ve cömert!

Maden bittiğinde veya ekonomik olmadığında şirketler çekip gidecek.. .geriye susuz, kanserli bir toprak kalacak.

Sadece toprak değil o bölgede yaşayan hastalıklı insanlar kalacak.

Çoğunlukla kanser olmuş…

Veya hastalığı tespit edilemeden göçüp giden insanlar.

Tirebolu’daki miting, sadece bir ilçenin değil; Karadeniz’in vicdanının haykırışıydı. Halk artık toprağının sesini duyurmak istiyor.

Çünkü doğa küstüğünde insan susar; öteki canlılar yok olur.

DEVAMI

Yazarlar

Çocuklarını Terkeden Ebeveyinler Cezalandırılmalı

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Son günlerde artan şiddet olayları ve akran zorbalığına sebep olarak gündüz kuşağındaki yayınlar gösteriliyor. Bana göre ise bu yayınlar, ailesini terk edenlerin akıbetine dair “öldü mü kaldı mı” endişesiyle çaresizlik yaşayan kayıp yakınlarına, medyanın gücüyle bir tür görünürlük sağlıyor. Aynı zamanda toplumsal çürümenin geldiği noktayı da gözler önüne seriyor.
Sadakat duygusunun, anne-baba vicdanının nasıl aşındığını açıkça görüyoruz. Bu yayınlar aslında bir şeyi normalleştirmiyor; aksine, deşifre olmaktan çekinmeyen bir çürümüşlüğe tanıklık etmemize neden oluyor. Ancak asıl mesele, bu tablonun ortasında unutulan çocuklardır. Her birey kendi hayatını dilediği gibi yaşayabilir; fakat anne ya da baba olmuş kişiler, sorumluluklarını yerine getirmek ve çocuklarına iyi bir rol model olmak zorundadır.
Bu sorumlulukları yerine getirmeyen, çocuklarını mağdur eden ve sağlıklı bir ayrılık yerine terk etmeyi seçen ebeveynlere yönelik yasal yaptırımların daha caydırıcı hale getirilmesi gerekir. Çünkü travma ile büyüyen çocuklar, ruhlarında taşıdıkları yaralar nedeniyle sağlıklı birey olma yolunda ciddi engellerle karşılaşır. Güvensizlik, terk edilme ve değersizlik duygusu; ileride hangi psikolojik sorunlara dönüşür, çoğu zaman öngörülemez.
Bu nedenle, radikal gibi görünse de toplum huzuru ve sağlıklı bir gelecek için sorumluluklarını ihmal eden ebeveynlere yönelik yaptırımlar kaçınılmazdır. Ancak bu yaptırımlar yalnızca cezalandırıcı değil; aynı zamanda eğitici ve rehabilite edici olmalıdır. Zorunlu ebeveynlik eğitimleri, psikolojik destek programları ve kamu hizmeti uygulamaları, bireyin hatasıyla yüzleşmesine ve dönüşmesine katkı sağlayabilir.
Öte yandan, çocuk esirgeme kurumlarına bırakılan çocukların tüm yükünün devlete bırakılması da sürdürülebilir değildir.

Ebeveynlerin bu süreçte maddi ve manevi sorumluluklarını taşımaya devam etmesi gerekir. Bu yaklaşım, ebeveynliğin yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda ahlaki ve hukuki bir yükümlülük olduğunu hatırlatır.
Gönül ister ki hiçbir çocuk mağdur olmasın. Ancak insan doğası çeşitlidir; kimi vicdanlı, kimi vicdansız; kimi ahlaklı, kimi ahlaksızdır. Bu yüzden güçlü bir hukuk sistemi ve bilinçli bir toplum yapısı hayati öneme sahiptir. Çünkü bir toplumun geleceği, en zayıf halkasını nasıl koruduğuyla ölçülür. Ve o en zayıf halka çocuklardır.
Nitekim suça sürüklenen çocuklara baktığımızda, çoğunlukla sevgi ve ilgi eksikliğiyle büyümüş bireyler olduklarını görürüz. Akran zorbalığı dediğimiz olgu, her ne kadar dizilerdeki karakterlerden ya da dijital dünyanın etkilerinden besleniyor gibi görünse de, temelinde çoğu zaman sevgisizlik yatar. Kendilerini değersiz hisseden bu çocuklar, daha iyi durumda olduğunu düşündükleri akranlarına karşı öfke ve kıskançlık geliştirerek zarar verici davranışlara yönelebilir.
İşte bu yüzden, daha güzel bir ülke ve aydınlık yarınlar için çocuklarımıza gereken değeri vermek zorundayız. Sağlıklı bireyler yetiştirmek, yalnızca ailelerin değil; toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur. Çünkü bugün ihmal edilen her çocuk, yarının toplumsal sorunu olarak karşımıza çıkacaktır.

DEVAMI

Yazarlar

23 Nisan’da Anımsadıklarım!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Ben bir anneyim.. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı “çocuk” olarak yaşamış, çocuklarımla da yaşamının mutluluğuna erişmiş biriyim…

Bir zamanlar 23 Nisan Ulusal Egemenliğin simgesi, çocuklara adanmış tek bayramdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya çocuklarına armağan ettiği bu anlamlı gün, her yıl coşkuyla kutlanırdı.

Oysa bugün…

Kalplerimizde aynı coşkunun yerini derin bir sızı almış durumda.

Çünkü; bu bayramda yüreklerimiz, sevincin yanında; kaybettiğimiz çocuklarımızın yasını da yaşıyor.

Değerli okuyanlarım;
Bir ülkenin geleceği çocuklarıdır deriz ya… bugün, o geleceği koruyamadığımız gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Belki farketmiyorsunuz ama eğitim sisteminde “Atatürk Doktorinini” yani Atatürkçü eğitimi terkettiğimiz günden itibaren çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullar önce vakıf, sonra şirket kurumları oldular. Doğal olarak “Milli” eğitim yerine şirket veya tarikat eğitimi vermeye başladılar.

Yüksek eğitimliler de “yenidoğan çeteleri” ” Kupon çeteleri” ,, “Bahis Çeteleri” oldular. Adaleti sağlayacağına inandığımız makamlar ise bu çetelerle işbirliği yaptığı için adalete olan güvenimiz sarsıldı

Daha da acısı, devlette uzun süre üst düzey memur olarak çalışmış bir emniyet görevlisinin evini adeta cephaneliğe çevirmesi ve dünyaya getirdiği çocuğuyla ilgilenmemesi ayrıca anne şefkatinden yokun yetişen çocuğun kendisini babasının silahlarındaki öldürücü güç ile birleştirmesi…

Anladım ki öncelikle O ana psikolojik destek almalıymış!

Sonra hastalıklı bir ruh hali olduğu anlaşılan baba…

Düşünün;

Bir emniyet müdürünün 7 silahı nasıl olur ya hu?

İstanbul Borsası’nda “tabanca endeksi” var da bizim mi haberimiz yok?

Hasta bir zihnin elinde büyüyen çocuğun; masum evlatlarımızı ve öğretmenimizi hedef alması çocuğun suçu değil.

Ayrıca; bu tabloyu sadece “bireysel suç” diyerek geçiştirmek mümkün mü? Rehber öğretmenin tam 13 kez anneye çocuğu psikoloğa götürmesi tavsiyesinde bulunmasına rağmen götürmeyen anne suçlu değil mi?

Değerli okurlarım:
Bugün yaşananlar, bireysel olayların ötesinde; derin bir toplumsal travmanın sonucudur.

Atalarımız “Görünen köy kılavuz istemez” derken tam da toplumsal travmaların birden oluşmayacağını söylemişler..

Darbeler, ekonomik krizler.nepotizm, sosyal çalkantılar bu travmaları yaratır.

Çocukların korunamadığı, eğitim ve sağlık sistemlerinin tarikat ve cemat zihniyetine teslim edildiği bir dönemden geçiyoruz. Ve ne yazık ki, bu ağır dramın bedelini en masum olanlar ödüyor.

Her şeye rağmen umudumuzu kaybetmiyoruz
23 Nisan’ın anlamını yeniden hatırlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Yaşasın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız.

Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Atatürk!

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025