Connect with us

Manşet

CHP’nin İktidar Kurultayı Başladı

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan ‘Şimdi İktidar Zamanı’ Kurultayının açılış konuşmasını yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Sayın Genel Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, delegelerimiz ve değerli konuklar bugün sabah saat 10.00’a çağrılı, 39’uncu Olağan Kurultayımız saat 10.00 itibariyle delegelerimizin tamamına yakının hazirun listesine imzalarını atmasıyla toplantı yeter sayısını tamamlamıştır. 39’uncu Olağan Kurultayımızı açıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:

“OY BİRLİĞİ İLE ONAYLAMIŞTIK”

“Değerli yol arkadaşlarım, partimizin vefakar ve cefakar neferleri bir kez daha hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. 39’uncu Olağan Kurultayımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün kurultayımızın ilk günü, cumartesi ve pazar günleri iki günlük, seçimli, siyasi tonu yüksek kurultaylarımızın yanı sıra uzun süre sonra ilk kez üzerinde uzun emekler verdiğimiz parti programımızı tartışacağımız, görüşeceğimiz, son şeklini verip hayata geçireceğimiz, oylamasını yapacağımız, ardından tüzüğümüzde son bir yıl içinde ortaya çıkan bir takım değişiklik ihtiyaçlarını gidereceğimiz, ardından da yarınki kurultay takvimimizi işletmek üzere bugünkü çalışmalarımızı tamamlayacağımız kurultayımızın ilk günündeyiz. Yarın 81 ilden, Türkiye’nin dört bir yanından buraya koşup gelecek Cumhuriyet Halk Partililerin takip edecekleri bu salonda bugün delegelerimizle ve davetlilerimizle birlikte program çalıştayımızı yapacağız. Bildiğiniz gibi iki yıl önce bu salonda Değişim Kurultayı’mızda bir takım sözler, vaatler ve önümüze bir çalışma takvimi koyulmuştu. O takvimin içinde hiç şüphe yok ki en önemli iki hedefimiz, tüzüğümüzü değiştirmek ve programımızı yenilemekti. Geçen sene 4-9 Eylül tarihleri arasında; 4 Eylül, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partimizin de ilk kongresi o günkü söylemle, ilk kurultayı olarak kabul ettiği Sivas Kongresi’nin toplandığı gün, 9 Eylül de hem düşman işgalinden Anadolu’yu kurtardığımız, düşmanı denize döktüğümüz hem de partimizin kuruluş yıldönümüne gelen haftayı kuruluş haftası olarak tanımlamıştık. Geçen sene bu kuruluş haftası boyunca çeşitli etkinlikler yapmış, tüzüğümüzü 81 il başkanımızın ve örgütümüzün sahiplendiği bir süreçle örgütün talepleri, çağın talepleri, Türkiye’nin önüne koymak istediğimiz örnek parti içi demokrasi hedeflerimiz, bizlerin ve parti içi demokrasiye dair söz söyleyen herkesin taleplerinin ortaklaştığı ve 10 ay öncesindeki kurultayımızda söz verdiğimiz gibi ortak akılla çalışıp, bir mutabakatla sonlandırmak istediğimiz tüzüğümüzü bu salonda toplanan delegelerimizin neredeyse oybirliğiyle, en tartışmalı maddesinde 32 karşı oya karşı bin 200’ün üzerinde oyla, maddelerinin çoğunu oybirliği ile onaylamış ve yürürlüğe koymuştuk. O tüzüğümüzde artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra her yıl 4-9 Eylül arasındaki haftayı kuruluş haftası olarak kutlaması da resmiyet kazanmıştı.”

“PARTİ PROGRAMI 81 İLDE TARTIŞILDI”

“4-9 Eylül haftasında bu yıl için hedefimiz, program çalışmamızdı. Tabii ki program çalışması ne bir güne, ne bir haftaya sıkıştırılabilecek ya da partide birkaç kişinin oturup kaleme aldığı ve ardından oya sunduğu bir metin olamazdı. Elbette pek çok siyasi partide bunun şekil şartı tamamlamak için yürütülen bir süreç olduğunu biliyoruz. Ama bizde böyle olamazdı. Biz söz verdiğimiz gibi 81 ilde ilk il danışma kurullarını yapıp, bu çalışmaları il bazına taşıyarak, tanıtarak tartışmaya başladık. Ardından 923 ilçemizde ilçe danışma kurulları yapıldı. İlçe bazında partimize geçmişte emek verenler, katılım sağlamak isteyen tüm üyelerimiz. O ilçelerin meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, varsa sendikal örgütlenmelerinin davet edildiği, şehrin kanaat önderlerinin ziyaret edilerek fikirlerinin alındığı, ilçe danışma kurullarında tartışıldığı, raporlaştırıldığı bir süreci hep birlikte siz yaşadınız ve programımızdan beklentileri ilçe bazında tartışarak olgunlaştırdınız. Ardından ikinci il danışma kurulu toplantılarımız yapıldı. İlçelerden gelen öneriler, il danışma kurulu toplantılarında tartışıldı. Üzerinde mutabakata varılan maddeler olgunlaştırıldı, raporlar haline getirildi ve genel merkezimize yollandı. Bu çalışmalarla eş zamanlı olarak Sayın Genel Sekreterimizin, yardımcılarının ve görev dağılımı gereği gölge bakanlarımızın kendi alanlarında ve tüm Parti Meclisi üyelerimizin, milletvekillerimizden katkı koymak isteyen çok sayıda arkadaşımızın emekleriyle hem bu raporlar çalışıldı, hem dünyadaki örneklere bakan komisyonlarımız çalışmalarına devam ettiler. Bir yandan da bu kez genel merkezler düzeyinde, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, sendikalarla gerekli temaslar kurularak olgunlaşmakta olan metin anlatıldı.”

“BİR YANDAN DİRENDİK, BİR YANDAN GAYRETLE ÇALIŞTIK”

“Bu süreci mart, nisan, mayıs aylarında olgunlaştırmayı düşünüyorduk. Malum 19 Mart sivil darbesi, hatta 19 Mart yargı darbesiyle birlikte bambaşka bir sürece girdik. O günden bugüne neler yaşadık, neler oluyor? Bunların hepsini yarınki konuşmam sırasında değerlendireceğim. Ama bugünü programla ilgili detayların, programla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu perspektifin, Türkiye’nin önüne koyacağı yol haritasının önüne geçmemesi açısından konuşmamı bugün sadece programla ilgili kısımlarla sınırlı tutacağım. Siyasi polemiklere, siyasi değerlendirmelere ya da önümüzdeki süreçle ilgili hep birlikte kararlılığımızı ifade edeceğimiz söylemlerin tamamını yarına bırakıyorum. 19 Mart’tan beri gelen zorlu süreçle Türkiye’de hem siyaseti paralize etmek, felç etmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni felç etmek ve bunların tamamen Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozitif gündemini terk etmesini sağlamak, Türkiye’nin sorunlarını bildiği ama nasıl çözeceğine yönelik sözlerinin duyulmasına engel olmak maksatlı o kötü girişim; bir yanda arkadaşlarımızı özgürlüklerinden mahrum bırakırken, eşlerinden, çocuklarından, ailelerinden ayırırken, onlara çok ağır, çok haksız bedeller ödetirken, bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara hazırlanmasının, iktidar yürüyüşünün ve bunun toplum tarafından kıymetlendirilmesinin önüne geçmeye çalıştığı da çok açıktı. Her şeye rağmen bir yandan direndik ama bir yandan büyük bir emekle, büyük bir gayretle çalışmaya devam ettik. Cumhuriyet Halk Partisi karşı kafede kayyım kapıda beklerken, içeride program çalışmalarını yapabilen, zaman zaman görev yapan genel başkan yardımcılarımızın, Parti Meclisi üyelerimizin ‘Partiye bir müdahale var mı?’ diye perdeyi aralayıp, dönüp ‘Dünyadaki sosyal demokrat programları Türkiye’ye en olumlu yönleriyle nasıl taşırız?’ çalışmasını birlikte yapabildikleri bir süreçti. Otobüsün üzerindeki konuşmanın öncesinde bir yandan ‘Ne konuşacağız?’ı not alırken, bir yandan programla ilgili verilmesi gereken bir – iki kritik kararı Genel Sekreterimizin telefonu ucunda yanıtladığım süreçleri dün gibi hatırlıyorum. O yüzden esas meselenin her şeyden kurtulmak için iktidar olmak, iktidar olmak için Türkiye’nin önüne Türkiye’nin sorunlarını çözecek hem kadroları, hem programı çıkarmak, bu programdan bir hükümet programı çıkarmak, o hükümet programının somut vaatlere evrilmesinin ve kamuoyunda ‘Evet, bizi bu program kurtarır, bu parti kurtarır, bu kadro kurtarır. 100 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkeyi bir kez daha kurtarır’ dedirtebilmenin esas yolunun bu çalışmalardan geçtiğini biliyorduk. O kararlılıkla da bugün sizlerle buradayız, sizlerle birlikteyiz.”

“81 İLDEN KADINLAR DOKUDU, SARAÇHANEDE BİRLEŞTİ”

“Çok kıymetli konuklarımız var, Dilek Kaya İmamoğlu başta olmak üzere. Eşleri cezaevinde olan, babaları cezaevinde olan, evlatları cezaevinde olan aileler de burada. Çünkü nihai kurtuluşun ilk adımının bu salondan atılacağını biliyoruz. Yarın Türkiye’nin dört bir yanından gelecek ve bu salondaki iktidar yürüyüşü coşkusuna katılacak olanların oturacağı yerlerde anlamlı görseller var. Şunu ifade edeyim, benim sol tarafımda salonda bir kırkyama çalışması var. Patchwork diye isimlendirilen kırkyama çalışması var. Bununla ilgili ilk fikir sevgili Muharrem Erkek’in eşi Özen kardeşimizden geldi. Dedi ki, ‘Biz Türkiye’deki 81 ildeki bütün kadınlar ilmek ilmek, emek emek bir şey yapıp, onu gelip Saraçhane’de birleştirmek istiyoruz.’ Karşıdaki Türkiye haritasının her bir ili, o ildeki kadın kolları başkanlarımızın liderliğiyle, kadın kollarımızın gayretiyle, o ildeki kadınların emeğiyle hazırlandı. Kadın Kolları Genel Başkanımızın, Sayın Dilek Kaya İmamoğlu’nun, Proje Koordinatörü Canan Çimen Hanımefendi’nin büyük gayretleriyle de Saraçhane’de bir araya getirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi Saraçhane’deki binasına, hep birlikte 19-26 Mart arasında kayyıma direndiğimiz, İstanbul’un iradesine sahip çıktığımız ve sonunda Ekrem İmamoğlu Silivri cezaevinde olmasına rağmen orayı bir atanmışa değil, yine ona vekâlet edecek Cumhuriyet Halk Partili bir seçilmişe emanet edene kadar mücadele ettiğimiz o binaya asıldı. O binadaki görüntü oradayken, arkadaşlarımız o binadaki 19-26 Mart direnişimizin, ki dışarıdaki fotoğraf sergisinde ilk geceki 110 bin kişiden 23 Mart akşamki 1 milyon 200 bin kişilik miting görüntülerine kadar o sergiyi de görebileceksiniz. O günlerin anısına benimle görüntülü görüşmek istediler. Biraz güçlüklerle yapabildiğimiz o görüşmede, karşımdaki bu görüntüyü Saraçhane’nin üzerinde görünce dedim ki, ‘81 ildeki kadınların emeğiyle ortaya çıkmış bu çalışma, ‘Önce adalet ve önce hürriyet’ diyen bu çalışma, ‘Şimdi iktidar zamanı’ diye yola çıkacağımız kurultayımızda da mutlaka bulunmalı’ diye. Şimdi yarın belki bu boyutuyla gösteremeyiz, bütün tribünü kaplıyor. Ama buna emek veren 81 ilin Cumhuriyet’e sahip çıkan, demokrasiye sahip çıkan, seçme seçilme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkan, Cumhurbaşkanı adayımıza ve iktidar kadrolarımıza sahip çıkan kadınları yürekten alkışlıyoruz. Hepsinin emeklerine sağlık.”

“GÜVENLİ YARINLARI NASIL KURACAĞIMIZI KONUŞACAĞIZ”

“Sayın Genel Başkanım, değerli delegelerimiz. Bu salonda bugün ben birazdan aranıza katıldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasi ve adalet konusunda kurumların yıpratıldığı, kuralların esnetildiği, gevşetildiği, terk edildiği bir büyük çöküşe, bir yandan sokakta çetelerin dolaştığı, bir yandan insanların yarın evine ekmek götürüp götüremeyeceği kaygısını taşıdığı bir güvencesizlik ortamında, başta mahkemelerde, hukukta, sonra ekonomide sonra sosyal hayatta ve Türkiye’nin yarınlarında nasıl güvenli yarınları kurabiliriz, dirençli bir yurttaşı, güvenli yarınları ve kalkınan Türkiye’yi, güçlenen Türkiye’yi, kazanan Türkiye’yi nasıl sağlayabiliriz, nasıl taahhüt edebiliriz, bugün burada bunları çalışacaksınız. Bu çökmüş sisteme karşı umudu örgütlemek için yola çıktık. Bunun için demokrasiyi konuşacağız, hukuku konuşacağız. Demokrasinin önündeki en büyük engel olan seçim barajını konuşacağız. Sadece belli partilere yapılan Hazine yardımının nasıl siyasetin toplumsallaşmasının önünde engel olduğunu ve bunu nasıl aşacağımızı konuşacağız. Siyasetin finansmanını, Siyasi Ahlak Yasası’nı, GRECO kriterlerini de aşacak, Türkiye’de siyasetin hem finansmanını şeffaflaştıracak, hem yolsuzlukların önünü kesecek, hem de bundan sonra her türlü tartışmayı ve ikili hukuk uygulamalarının önüne geçecek bir çalışmayı burada olgunlaştıracaksınız.”

“VERGİYİ TABANA, SİYASETİ TAVANA YAYDILAR”

“Eşit yurttaşlık ilkesi ile inanç kimliklerinin nasıl korunacağını, herkesin kendini eşit yurttaş hissedeceği güvencelerin, Anayasa Mahkemesi’nin önemini, AİHM kararlarının anayasal bağlayıcılığını ve bunun bundan sonraki süreçte nasıl güvence altında olacağını konuşacaksınız. Bugün bu salondan artık hiçbir çocuğun annesinden babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun annesinden, babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun hayata kapatamayacağı kadar bir farkla geriden başlamaması için devletin üstüne düşenleri konuşacaksınız. Temel Vatandaşlık Geliri’ni konuşacaksınız. Birilerinin vergiyi tabana, siyaseti tavana yaymışken; verginin tavana, siyasetin tabana nasıl yayılabileceğini konuşacaksınız. Nitelikli eğitimin, hem sınıftaki eğitimin, hem okulun bahçesinden koridorlarına kadar nitelikli eğitimin önündeki eşitsizliğin, yoksulluğun yarattığı sorunların nasıl ortadan kaldırılacağını, o eğitimi veren ordunun bugün atanmayan öğretmenler de dahil olmak üzere sorunlarını ve Türkiye’nin bu konudaki yarınlarını, bu konudaki taahhütlerimizi konuşacaksınız. Kadını sosyal hayata katan, çocuğu erkenden doğru şekilde eğitime hazırlayan kamu kreşlerinin olmazsa olmazlığını, başta üniversite öğrencileri olmak üzere tüm toplum için ücretsiz barınma hakkını, asgari ücretin ortalama ya da temel bir ücret olmak yerine bir yıllık kıdemle hızla ondan uzaklaştırılan bir başlangıç maaşı olmasını, onun da belirlenirkenki komisyonun adil, şeffaf hakkaniyetli olup orada emekçinin sözünün nasıl olacağını, yıllarca emek vermiş alın teri, göz nuru akıtmış, elleri nasırlanmış emeklilerin şu anda uğradıkları büyük haksızlığın nasıl ortadan kalkacağını, devletin memuruna da işçisine de nasıl sahip çıkması gerektiğini siz konuşacak, siz somut önerileri tartışacak, parti programımıza derç edeceksiniz.”

“NE SERMAYEYE, NE ÜRETİME DÜŞMANIZ”

“12 Eylül darbesi siyasetin üstünden tanklarla geçerken esas ezilenin örgütlenme hakkı olduğunu, her dört işçiden üçü sendikalıyken bugün Türkiye’de gerçek anlamda grevli toplu sözleşmeli sendikal hakların kamu dışarı çıkarıldığında nasıl eser miktarda kaldığını, bunun önündeki engelleri kaldırmanın, hem emeği korumak, hem siyaseti güvence altına almak, hem de demokrasi güvence altına almak olduğunun bilinciyle örgütlenme hakkını ve sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırmanın örgütlü bir toplum, örgütlü bir emek yaratmanın yolunu, yöntemini konuşacaksınız. Elbette ki ne sermayeye ne üretmeye düşman, esas çarenin kalkınmada, daha çok kazanmada, sonra bu geliri hakça paylaşmakta olduğunun bilinciyle yeşil, mor, dijital, nitelikli istihdama yönelik dönüşümü ve bununla ilgili çağı yakalayan ve Türkiye’nin önüne koyması gereken hedefleri somutlayan çalışmaların son halini duyacak, bunun üzerinde tartışacaksınız. Tarımdaki ithalat bağımlılığından çiftçinin yalnızlaştırılmasına, ortalama 58’lere çıkmış çiftçi yaşına, her üç genç çiftçiden ikisinin asgari ücretle sanayide çalışmaya razı olduğu bu süreçte gerçek beka sorunun bu olduğunu konuşacaksınız. Ve dirençlilik denildiğinde sadece deprem değil, ama en önemlisi deprem, her türlü afete karşı dirençli olmayı ve bu konuda orman yangınlarından sellere, heyelanlara kadar tamamının aslında doğru planlama ve doğru tedbirlerin zamanında alınmaması ve önleyici çalışmaların önemini de afetin yönetimini de ihtiyaç olduğunda yaraların sarılmasındaki zafiyetleri de ortadan kaldıracak, gerçekten sorunu bilen ve çözmeye azmetmiş olan bir perspektifi hep birlikte tartışacaksınız.”

“HEM BATI İTTİFAKI ÜYESİ, HEM DOĞUNUN PAYDAŞIYIZ”

“Türkiye’nin dış politikasında eşlerin, kardeşlerin, çocukların muhatap alındığı ve burada muhatap kılındığı değil, Türkiye’nin hariciye geleneğini yeniden ayağa kaldırıldığı, o süreçte Türkiye’nin hem batı ittifakının bir üyesi hem de Rusya’nın komşusu, Çin’in gelecekteki en önemli paydaşlarından bir tanesi ve Orta Doğu’da orayı bataklık olarak gören değil, orayla doğru ilişkiler kuran ve kendindeki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölgedeki tüm ülkelerde artık yükselen ve selefi yaklaşımlardan çok bundan sonraki sürece yönelik olarak laikliğin, sekülerizmin yükselmek üzere olduğu Orta Doğu’ya nasıl örnek bir parti, Türkiye’nin nasıl örnek bir ülke, Orta Doğu’nun sömürülmek için gidilip de üzerinde planlar yapılan bir yer değil, barış içinde Türkiye ile Orta Doğu’nun, Balkanların, Kafkasların hep beraber güçlenebileceği ne kadar önemli komşuluklar olduğunu taahhüt eden dış politika perspektifimizi hep birlikte tartışacak, iktidarını sürdürmek için Türkiye’nin gelecek umudu nadir toprak elementlerinin nasıl güvence altına alınacağını da Karadeniz’deki, mavi vatandaki hidrokarbon yataklarını da Türkiye’nin bundan sonraki hem dış politikasını hem Avrupa’nın çok ihtiyaç duyduğu güvenlik kaygıları için en önemli müttefiki olabileceğini hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu cesur, kararlı ve doğru ilişkilerle ilerlediği Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinde gençler için yasaksız bir Türkiye’nin, vizesiz Avrupa’nın nasıl mümkün olduğunu bu salonda sizler olgunlaştıracaksınız.”

“SESİ DEĞİL, SÖZÜ YÜKSELTMENİN GÜNÜDÜR”

“Bu salondan elbette bir program için beklenenden çok daha somut, ama ‘Sorunlar nasıl çözülecek?’ meselesine didik didik baktığında belki bir parça soyut kavramlar çıkacak. Ama bu salondan bir iktidar perspektifi, bir iktidar yürüyüşü ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı için ortaya koyacağı bir hükümet programı ortaya çıkacak. Sonra bu programı burada bırakıp gitmeyeceksiniz. Bu programı zihninize, gönlünüze ve elinize alıp şehirlerinize gideceksiniz. Önce yöneticilerimizle, sonra 2 milyon üyemizle bir büyük ordu olarak; ev ev, sokak sokak, dükkan dükkan, işçi servisinde, iş yerlerinin önünde, köylerde ve evlerde, Türkiye’nin en önemli seçmen gruplarından birisi olan, evinde çalışmayan, aslında ev işçisi olarak evdeki emeğiyle Türkiye’nin yarını çocuklarını yetiştiren ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin ulaşmakta güçlük çektiği ev kadınlarının kapısını çalacak, onun çocuğunun kreşini de okul yemeğini de barınma hakkını da gelecek güvencesini de bir dünya vatandaşı olması umudunu da onlarla birlikte öreceksiniz. Bu salondan Türkiye’nin gelecek iktidarının kararlılığını, o konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin inancını, birkaç gün içerisinde somutlaştıracağı ve zenginleştireceği kadrolarını ve bu konudaki yürüyüşünün ordusunun ilk ama ilk harekete geçen takımını burada ağırlamaktan, bugün bu güçlü takımla, bu güçlü ekiple birlikte bunu her şeye rağmen oturup slogansız, tartışmanın sesinin değil, içinin güçlü olduğu bir süreci birlikte örmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. İyi ki hafta içinde bir cuma günü, ‘Sabah 10’da’ dedik, sabah 10’da bin 300’ün üzerinde imza attınız, ‘Ben hazırım. Sorunları söylemeye değil, çözmeye kararlılık koymaya, çözümüne katkı koymak için bana 2 milyon üyemizin, mahalleden ilçeye, ilçeden ile, il kongresinden bu kurultaya beni yolladığı, sorumluluğumun farkındayım’ diyen her birinizi ve bu sürece bütün bir sene boyunca katkı koymuş, 600 akademisyenimizi, 600 örgüt özel temsilcimizi, parti dışından 250 genç arkadaşımızı, sendikaların temsilcilerini, meslek örgütü temsilcilerini, her birisini, bugün buraya cesaretle geldikleri ve delegelerimizle birlikte bu nitelikli tartışmaya eşlik ettikleri için teşekkür ediyorum. Önemli gündür. Bugün sesi değil, sözü yükseltmenin günüdür. Sözüne, sesine, her birine ayrı ayrı saygı duyduğum sizleri saygıyla selamlıyorum. Kolay gelsin. Hepiniz hoş geldiniz. İyi çalışmalar diliyorum.”

DİVAN BAŞKANLIĞI’NA ÜNLÜCE SEÇİLDİ

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel’in konuşmasının ardından Kurultayın Divan Başkanlığı’na Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce seçildi.

DEVAMI

Manşet

İstiklal Marşımızı Türkçe Söylemeye Devam Edeceğiz

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

ABB Başkanı Mansur Yavaş Karaman’da düzenlenen bir programda İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasına tepki gösterdi. Şehit ve Gazi yakınları ile iftarda bir araya gelen Yavaş, “İstiklal Marşı’nı her zaman her yerde biz göğsümüzü gere gere söyleriz. Arapça söylemek nereden çıktı? Türkçe söylemeye utanıyor muyuz? Biz Başkent’imiz Ankara, resmi dilimiz Türkçe olarak İstiklal Marşı’mızı bağıra bağıra söylemeye ve Türk milleti için bölünmez bütünlüğü herkese hatırlatmaya devam edeceğiz” diye konuştu.   

ANFA Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen iftar programına çok sayıda şehit ailesi, gazi ve gazi yakınları katıldı. Şehit ve gazi yakınlarına her zaman destek olmaya çalıştıklarını ifade eden ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Gaziler ve şehitler birimimizle sizlere elimizden geldiği kadar destek olmaya çalışıyoruz. Bütün ihtiyaçlarınızla ilgilenmeye çalışıyoruz. Lütfen taleplerinizi bildirmeye devam edin. Kızılcaman’daki Şifa Otel ayrıca Akçakoca ve Akçay’da dinlenme tesislerimiz var, buralarda öncelik sizlersiniz. Yazın veya kışın ne zaman gitmek isterseniz o konuda da destek olmaya hazırız” dedi.

“ÇEVREMİZDEKİ HER YER ATEŞ ÇEMBERİ”

Konuşmasında Türkiye’nin çevresindeki gelişmelere de değinen Yavaş, “Çok önemli günlerden geçiyoruz. Nedir? Çevremizdeki her yer ateş çemberi. Görüyorsunuz bombalanan yerler, Gazze’de öldürülen masumlar, buna sesini çıkartmayan dünya…  Ve şimdi komşumuz İran’a Amerika ve İsrail beraber saldırıyor. Önce Libya’dan, Cezayir’den başladılar. Suriye’ye Irak’a geldiler. Suriye arkasından İran” diye konuştu. 

Bazı çevrelerin “Sıra Türkiye’de” söylemlerine tepki gösteren Yavaş, “Şimdi de çekinmeden hadsiz bir şekilde ‘Ondan sonra da sıra Türkiye’de’ diyorlar. Teker teker oralardaki bu saydığım ülkeleri böldüler. Ve Amerika’dan Türkiye’ye büyükelçi adında gelen adeta sömürge valisi gibi davranan birisi açık açık şunu söylüyor. ‘İsrail’in güvenliği için bu bölgede büyük devlet, güçlü devlet istemiyoruz.’ Küçük küçük devletçikler olsun istiyorlar. Şimdi bunu duyunca tabii ki 100 yıldır, bu sadece PKK terörüyle başlamış bir hadise değil, 100 yıldır bizim sınırlarımızla uğraşırlar. Bizi bölmeye uğraşırlar ve bundan asla vazgeçmiyorlar. Şimdi de bunu açık açık ifade etmeye başladılar” ifadelerini kullandı.

“SİZ TÜRKİYE’Yİ, TÜRK MİLLETİNİ TANIMIYORSUNUZ”

Türk milletinin birlik ve beraberliğine vurgu yapan Yavaş, “Bizim şöyle bir özelliğimiz var. Bizler siyaseten farklı konumlarda olabiliriz, farklı düşünebiliriz. Ama başta o sömürgeci vali olmak üzere özellikle İsrail’de bugünlerde çok bu konuda konuşuluyor ‘Sıra Türkiye’de’ diye ben buradan ikaz ediyorum. Siz Türkiye’yi tanımıyorsunuz. Siz Türk milletini tanımıyorsunuz. Böyle bir şeye teşebbüs ettiğiniz zaman, sınırlarımıza herhangi bir müdahale olduğu zaman bu insanların hepsi yumruk gibi bir araya gelip tepenize vururlar” dedi.

“‘VATAN SAĞ OLSUN’ DİYEN MİLYONLARCA AİLE VAR”

Ekonomik sıkıntılara rağmen Türk milletinin gerektiğinde fedakârlık yapabileceğini belirten Yavaş, şehit ailelerinin ‘Vatan sağ olsun’ diyerek acılarını kalplerine gömdüğünü ifade etti. Yavaş, “Her zaman Türk milleti gerektiği zaman boğazından kısmış, kendisi aç kalmış, askerini beslemiştir. Ve bugün burada da ülkesi için canını gözünü kırpmadan veren şehitlerin aileleriyle beraberiz. İşte buradaki topluluk bile Türkiye’nin topraklarına musallat olacaklara büyük bir ihtardır. Bakın buradaki ailelerin hepsi zaman zaman duygulanıyorlar, zaman zaman ağlıyorlar ama acılarını kalplerine gömüyorlar. Çünkü hepsinin ağzında tek bir cümle var; ‘Vatan sağ olsun.’ Ve ‘Vatan sağ olsun’ diyen Türkiye’de milyonlarca aile var. Bunu hiç kimse unutmasın” şeklinde konuştu.

“İSTİKLAL MARŞI’NI TÜRKÇE SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

Konuşmasında İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümüne de değinen Yavaş, Karaman’da düzenlenen bir programda İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasına da sert tepki gösterdi. Yavaş, “İstiklal Marşı’nı her zaman her yerde biz göğsümüzü gere gere söyleriz öyle değil mi? Arapça söylemek nereden çıktı? Türkçe söylemeye utanıyor muyuz? Nedir bu, nereye varmak istiyorlar? Dolayısıyla biz başkentimiz Ankara, resmi dilimiz Türkçe olarak İstiklal Marşı’mızı bağıra bağıra söylemeye ve Türk milleti için bölünmez bütünlüğü herkese hatırlatmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

USTA “BU VEFAKARLIK, DUYDUĞUMUZ ACIYI HAFİFLETMEKTE”

Afrin’de Zeytindalı Harekatı’nın dördüncü günü şehit olan Üsteğmen Oğuz Kağan Usta’nın babası Emekli Astsubay Canpolat Usta da, “Sayın Başkan’ım, bugün burada bu vesile ile bizleri asla yalnız bırakmayan sizin zatıalinizin her zaman maddi ve manevi desteğini daima yanımızda hissettiğimizi ve buna müteşekkir olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim. Bu vefakârlık, duyduğumuz acıyı hafifletmekte ve daima bizlere destek olmaktadır. Bu duygularla başta devletimizin kurucusu ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kahraman silah arkadaşları olmak üzere, şu an burada ailesi bulunan veya bulunmayan tüm aziz şehitlerimizi ve oğlum Şehit Piyade Üsteğmen Oğuz Kağan Usta’yı özlem ve minnetle anıyor, ebediyete irtihal eden kıymetli gazilerimizi de anarak onlara Allah’tan rahmet, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyorum” diye konuştu.

DEVAMI

Gündem

Kıbrıs Kanyonu “Biyoçeşitlilik Rezerv Alanı” Olsun Çağrısı

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Ankara Kent Konseyi tarafından düzenlenen Mamak Kıbrıs Vadisi Söyleşisi’nde konuşan Mamak Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürü Mehmet Murat Erten, Kıbrıs Kanyonu’nun “Biyoçeşitlilik Rezerv Alanı” ilan edilmesi gerektiğini açıkladı.

Ankara Kent Konseyi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Mamak Kıbrıs Vadisi Söyleşisi”nde bölgenin doğal ve bilimsel önemi masaya yatırıldı. Programda konuşan Mamak Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürü Mehmet Murat Erten, Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin’in selamlarını ileterek başladığı konuşmasında Kıbrıs Kanyonu’nun Ankara için stratejik bir doğal miras olduğunu vurguladı.

“67 Endemik Tür Tespit Edildi”

Erten, kanyonda yapılan bilimsel çalışmalara ilişkin verileri paylaştı. Buna göre bölgede; 81 familya, 343 cins, 628 tür ve tür altı takson tespit edildi. Bu türlerden 67’sinin Türkiye’ye özgü endemik tür olduğu belirtilirken, endemizm oranının yüzde 10,67 olduğu ifade edildi.

Bu verilerin, Kıbrıs Kanyonu’nun korunması gereken önemli bir ekosistem olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Erten, alanın “Biyoçeşitlilik Rezerv Alanı” ilan edilmesi gerektiğini söyledi.

Hukuki Statü Netleşti

Kıbrıs Vadisi’nin geçmişte 1. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı olarak tescillendiğini hatırlatan Erten, 29 Mart 2023 tarihli Resmi Gazete kararıyla bölgenin “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsünün kesinleştiğini belirtti.

Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamında yapılaşmanın doğaya uyumlu, sökülüp takılabilir ve çevreye zarar vermeyecek şekilde planlandığını kaydeden Erten, doğal yapının korunmasının öncelik olduğunu vurguladı.

Üniversite İş Birliği Önerisi

Söyleşide söz alan diğer katılımcılar da Kıbrıs Kanyonu’nun bilimsel ve ekolojik değerine dikkat çekti.

Hacettepe Üniversitesi Biyolojik Çeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi (HUBİOM) ile iş birliği yapılması ve alanın bilimsel araştırma sahası olarak değerlendirilmesi önerisi gündeme geldi.

Hedef: Ekoturizm ve Kırsal Kalkınma

Mamak Belediyesi’nin 2024–2029 Kırsal Kalkınma Stratejisi kapsamında Kıbrıs Kanyonu’nun doğa turizmi destinasyonu haline getirilmesi planlanıyor.

Doğa yürüyüşleri, kuş gözlem alanları, kamp organizasyonları ve eğitim etkinlikleri ile bölgenin hem korunması hem de yerel ekonomiye katkı sağlaması hedefleniyor.

Erten, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kıbrıs Kanyonu Ankara’nın doğal hazinesidir. Bu mirası koruyarak gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur.”

DEVAMI

Ekonomi

ABB İşçileri Bankaları Şikayet Edecek

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) çalışanları, banka maaş promosyonu sürecinde sunulan düşük ve birbirine çok yakın tekliflere tepki gösterdi. ABB Çalışanları düşük promosyon teklifi veren bankaları Rekabet Kurumu’na şikayet edecek.

Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan yaklaşık 40 bin kamu emekçisi, banka maaş promosyonu uygulamalarının adaletsiz olduğu gerekçesiyle kamuoyuna açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, promosyon tutarlarının serbest piyasa koşullarına ve rekabet ilkelerine aykırı biçimde belirlendiği vurgulandı.

Kamu emekçileri adına yapılan açıklamada, personel sayısı ABB’den çok daha az olan bazı kurumlara 90 bin TL, 120 bin TL ve üzeri promosyonlar verilirken, ABB çalışanlarına 30–35 bin TL aralığında, birbirine son derece yakın ve düşük teklifler sunulmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Açıklamada, bazı bankaların promosyon sürecine teklif dahi vermemesinin, kamu emekçisinin emeğinin ve iradesinin yok sayıldığını gösterdiği belirtildi.

“Bu tablo piyasa koşullarıyla bağdaşmıyor”

Kamu emekçileri, büyük ölçekli bir kurum olan ABB’ye verilen promosyon tekliflerinin, daha küçük kurumların dahi gerisinde kalmasının piyasa gerçekleriyle örtüşmediğine dikkat çekti. Bankalar arasında rekabeti sınırlayıcı bir anlayışın varlığına işaret edilen açıklamada, bu durumun örtülü anlaşma (kartel) şüphesini güçlendirdiği ifade edildi.

“4054 sayılı Kanun’a aykırı”

Yapılan değerlendirmede, ortaya çıkan tablonun 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a açıkça aykırı olduğu vurgulandı. Bu durumun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kamu vicdanını yaralayan bir adaletsizlik olduğu belirtildi.

Kamu emekçileri, Rekabet Kurumu’na açık çağrıda bulunarak banka maaş promosyonlarına ilişkin ivedilikle soruşturma başlatılmasını talep etti. Bankalar arasında rekabeti sınırlayıcı anlaşma ya da uyumlu eylem tespit edilmesi halinde, en ağır yaptırımların uygulanması istendi.

“Sadaka değil, hakkımız olanı istiyoruz”

Açıklamanın sonunda, meselenin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığı vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: Bu mesele kamu emekçisinin onuru, hakkı ve alın teridir. Bizler lütuf değil, hakkımız olanı istiyoruz. Sadaka değil adalet istiyoruz. Kartel düzeni değil, gerçek rekabet istiyoruz. Kamu emekçisi susmayacak, bu mücadele, adaletsiz düzen değişene kadar sürecektir.

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025