Connect with us

Şenol Ateş

Aldanan Ve Aldatılan Milliyetçiler

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/


Hep söylüyoruz, yazıyoruz ya..
“Bu kadarı da olmaz” dediğimiz her şey oluyor. Hem de gözümüzün önünde… adeta gözümüze soka soka. Uyuyoruz uyanmaya da niyetimiz yok.
Önce, “Kılıçdaroğlu iktidar olduklarında terörist Demirtaş’ı, Soros’çu Kavala’yı serbest bırakacaklarını ifade etmiş. Sorarım sana; Öcalan canisini de serbest bırakacak mısın? Teröristleri topluca cezaevinden çıkaracak mısın?” diye sordu höykürerek.
“Selahattin Demirtaş bölücüdür, teröristtir, haindir, Türkiye düşmanıdır.”
diye devam etti.
Çok daha öncesinde idam sehpası kurulmasını isteyerek meydanlarda ip atması da var, terör örgütü kurucusu katilin idamını engellemek için idam cezasının kaldırılmasında imzası da var.
Aynı adam, o cani için “kurucu önder” tanımlaması yaptıktan sonra “Meclis’e gelip konuşsun” diyen arkasından ise “Öcalan umuda, Ahmet’ler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.” diye rest çeken de aynı adam.
Ne denir?
23 yıldır yalanlarla, hırsızlıklarla, yolsuzluklarla, yandaşları zengin etmekle özdeşleşmiş bir zatla ortaklık yapıyor. Türkiye’yi bölmek, Türk Milleti’ni yok etmek, Türklüğü ortadan kaldırmak için seçilmiş BOP eş başkanı ile kan kardeşi olmuş.
Geçmişte, yani 2013-2017 arasında, bugünkü ortağı ile ilgili neler söylemişti acaba? Uzatmadan hatırlayalım:
-“İki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz; Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz.”
-“Alçaksın, şerefsizsin… Erdoğan nasıl bir Müslümansın?”
-“Tek adam diktatörlüğü, tahtsız ve taçsız sultanlık peşinde koşuyor.”
Uzatmayalım.
2013-2017 arası sert eleştiriler, çık ağır ifadeler, kişisel ve siyasi suçlamalar. Ki yenilir içilir cinsten değil. (Karşıdan da, yani bugün aşk yaşadığı ortağından da aynı sertlikte hakaretler görmüştü.)
2018 sonrası destekleyici, ittifak odaklı bir söyleme evrildi. Son iki yıldır ise büyük bir uyum ve siyasi dayanışma, kalkan olma, ‘önden atıl kurt’ savunuculuğu.
Ne demeli…
İlk söylediklerini alkışlayanlar bugün de ayakta alkışlıyor.
Neden?
Bu nasıl bir kimlik-kişilik-insanlık yoksunluğu?
Bu nasıl bir ruh hali, bu ne akılsızlık?
Bu nasıl bir çıkar peşinde koşma?
Bunun arkasında kim var, nasıl bir tehdit kozu var karşıda?
Sormuyor, sorgulamıyor, hesap sormuyoruz. Bu ne aymazlık, uyuşukluk, hainlik?
Koskoca Türk Milleti, akıl sağlıkları sorgulanması gereken, emperyalizmin esiri olmuş siyasilere oyuncak olmayı nasıl kabulleniyor?

DEVAMI

Yazarlar

CHP’yi CHP’liler Yönetsin

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/


Türkiye kritik bir dönemden geçiyor. Sağcı partilerden ve politikacılardan bir umut yok. Bütün gözler ‘Atatürk’ün partisi’ CHP’de. O da ülkeyi ve milleti bölünmeye götürecek rüzgarın estiği yöne doğru savruluyor.

Terörist başına af konusuna girmiyor. Adama saray yapılıyor çıt yok. Emperyalizmin projesi olan, Türk, Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanı BOP eşbaşkanının tavrı ve sözleriyle ilgili aykırı bir düşünce yok. Laiklik konusu, tarikat ve cemaatlere teslim edilmiş eğitim ile ilgili bir tepki gösterilmiyor. Cumhuriyet elden gitti gidecek umurlarında değil.
Varsa yoksa Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksızlık, adaletsizlik. Ekonomi ve halkın geçim sıkıntısı.

Bunlar önemli değil demiyorum ama bu arada yukarıda sözünü ettiğimiz bence çok daha önemli konularda niye büyük tepki gösterilmez. Niye bir ‘Cumhuriyet’, ‘Laik Türkiye’, ‘Atatürk ilkeleri’, ‘Eğitimde tarikat ve cemaatlere hayır’, ‘Hesabını soracağız’ gibi büyük mitingler düzenlenmez. Niye?
Çünkü CHP özünden uzaklaştı. Çünkü, CHP Mevlana tekkesi gibi herkese kapılarını açtı. Ne demek istiyorum? Bugünkü CHP’ye bir bakın. Atatürk düşmanı, laiklik karşıtı, sözde Ermeni soykırımı iddiasını dillendiren, ‘Kürt sorunu’ diyerek emperyalizme uşaklık eden, terör örgütünün siyasi kanadı DEM’i bütün Kürtlerin temsilcisiymiş gibi gösteren milletvekili ve yöneticilerle dolu CHP.
Bu karmaşık yapı içinde sallanıyor, bir politika belirleyemiyor. ‘Demokratik bir ortam ve düşünce özgürlüğü var’ mantıksızlığı ile partide tutarsızlık hakim olmuş. CHP’yi CHP’liler, Atatürkçüler, Kemalistler yönetmiyor. “Genel Başkan Özgür Özel ve bazı yöneticiler de böyle” demek istemiyoruz. Ancak bu kadro yeterince güçlü, yeterince bilgili ve de yeterince CHP’li değiller.
Ne yapılmalı?
CHP’ye gelerek CHP’yi kendilerine benzetmeye çalışan ya da hizmet ettikleri amaçlar doğrultusunda CHP’yi kullanma gayretinde olan Kürtçüler, dinciler, Türk, Atatürk ve laik Cumhuriyet düşmanları ait oldukları yere dönmelidir.
Öyle ya DEM’i, DEVA’sı, GELECEK’i, YRP’si, TİP’i, EMEP’i, SOL’u, TKP’si, HKP’si…
Yelpazenin her yerinden partiler var. Oraya gitsinler. Düşüncelerini buralarda dile getirsinler. Kim ne söylüyor, hangi amaç için çalışıyor herkes görsün, bilsin. Artık CHP’nin politikalarını ve politikacılarını anlamakta zorlanıyoruz. Bir ilkesi var mı yok mu bilemiyoruz?
Ne yani CHP herkese kapılarını kapatsın mı?
Hayır. Ama CHP’ye gelenler, geçmişte ne olurlarsa olsunlar, CHP’ye kendi politikalarını kabul ettirmek, dayatmak ve CHP’yi dönüştürmek değiştirmek için gelmemeli. CHP’nin ilkelerini, politikalarını benimsemeli, gerekirse öz eleştiri verip öyle gelmeliler. Ve parti politikalarının dışında partiyi bağlayacak açıklamalar yapmamalılar.
Yani dememiz o ki; CHP hiç bir zaman ırkçı ve kafatasçı olmadı ama “Kafatasçı Atatürk milliyetçiliğini değiştirmek için CHP’ye geldim” diyen adam CHP’de olmamalı. PKK’yı Kürt halkının temsilcisi gibi görüp ‘Kürt sorunu’ diyerek terörü desteklememeli CHP’ye gelen. “Abdullah Öcalan Kürt halkının temsilcisi, gider görüşürüm” de dememeli. Türbanı bahane edip, insan hakkı diyerek, tarikat ve cemaatleri sivil toplum örgütüymüş gibi görerek hoş göstermeye çalışanlar da bulunmamalı CHP’de.
Hele hele Atatürk, Türk, Cumhuriyet, laiklik düşmanlarının bırakın kendilerini nefesleri bile CHP’de olamamalı.
Herkes yerini bulmalı, yerinde ahkam kesmeli. Böylece CHP ile ilgili kafa karışıklıkları da ortadan kalkar.
Bilmem anlatabildik mi?

DEVAMI

Yazarlar

1 Mart direnişi ve bugün

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/


1 Mart 2003 direnişini hatırlıyor muyuz?
Hani şu son yurtseverlik öyküsünü.
Gazi Meclis’in adına yakışanı yaptığı son büyük ayağa kalkışı.
Emperyalizmin ülkemizi işgali önlenmişti o gün. O gün, vatan topraklarının Amerikan askerlerinin postallarıyla kirletilmesine izin verilmemişti. Türkiye sömürge olmaktan kurtarılmıştı o gün. Türk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk, kurucu değerler ve çağdaş yaşam düşmanı bir iktidarın hainliğinin önüne geçilmişti 1 Mart 2003’te.
Direnişin öncüsü CHP milletvekilleri ve genel başkanı Deniz Baykal’dı. Deniz Baykal’ın yıllar sonra kaset komplosuyla nasıl yok edildiğini biliyoruz. Emperyalizm ve onun temsilcisi Amerika intikamını fena almıştı. Siyaseten Baykal’ı yok ederek. Sonrasında da CHP üzerinden Türkiye’ye nasıl bir operasyon çekildiğini yaşadık. CHP’nin özlerinden, ilkelerinden nasıl koparıldığını da anımsıyoruz.
Bugüne dönersek…
“Kullanamayacaksınız artık. Ne ‘Türk’ kavramını ne de ‘Türkiye’ ismini kullanamayacaksınız” anlayışının hakim olduğu, göz yumulduğu bugüne…
Hainliğin en üst noktaya ulaştığı, bu ihanete sessiz kalındığı bugüne…
İhanet komisyonu kuruldu. Bu büyük bir projeydi ve Atatürk’ün partisi komisyonda yer almayı kabul etti. Dedik ki; “BOP’a hizmet amacıyla kurulmuş bu komisyona girdiğiniz anda bu şer ittifakını meşrulaştırırsınız, resmileştirirsiniz. Sizin muhalefet etmeniz, rapora şerh koymanız bir işe yaramaz. Yapmayın bu ihanete ortak olmayın.”
Hangi eller devreye girdiyse komisyona girildi, cumhuriyet düşmanları ile aynı masaya oturuldu, görüşler belirtildi. Sonuçta CHP’nin düşüncelerini içeren bir rapor hazırlandı. Komisyona verildi. Komisyonun raporunda ne oldu? Bugüne kadar olmayan bir uygulamayla partilerin raporları, muhalefet şerhleri komisyon raporuna eklenmedi.
Şimdi terör örgütü elebaşının ve terör örgütünün Meclis’teki siyasi uzantısı partinin niyetlerinin gizlenerek yedirildiği komisyon raporu, resmi hale geldi. Meclis raporu olarak meşrulaştı. Yapılacak iş yasal düzenlemelere kaldı. Yasal düzenlemelerin öncülüğünü de AKP-MHP-DEM-Hüda Par yapacak. Genel kurulda CHP ve diğer muhalifler istedikleri kadar bazı düzenlemelere karşı çıksınlar, “Kabul edenler etmeyenler. Kabul edilmiştir” denilecek. O zaman Geçmiş olsun.
Türkiye ve özellikle CHP, 1 Mart’ın yıldönümünde o günleri düşünmeli. Verilen mücadeleyi, o mücadeleye yapılan öncülüğü ve göze alınan bedel ödemeleri.
Gazi Meclis’ten, Atatürk’ün kurduğu TBMM’den ve Atatürk’ün partisi CHP’den beklenen ve istenen ihaneti önlemektir. Devletin ve milletin tekliğini korumak, oyunları bozmaktır. Tıpkı 1 Mart direnişi ve ruhunda olduğu gibi.

DEVAMI

Yazarlar

Türk Milleti Cenaze Törenini İzliyor!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Bir ülke nasıl parçalanır?
Hiçbir ülke bir gecede parçalanmaz. Yavaş yavaş alıştırılır. Tıpkı altı kaynayan kazanın içindeki kurbağa gibi. Devletler de toplumlar da adım adım çözülür. Sonra sesiniz kısılır. Ardından olan biten tüm anormal şeyler, sizin normaliniz olur.
Önce tarihinize dokunurlar. Kahramanlarınızı karalarlar. Ardından dilinize, bayrağınıza, marşınıza, sembollerinize dokunurlar.
Vatan savunmasını “Faşizm”, milli birlik çağrısını “Nefret söylemi” ilan ederler. Medya, akademi, sokak aynı nakaratı tekrarlar: “Hiçbir şey olmaz. Bu kadar paranoya fazla, abartıyorsunuz.”

Gün gelir kendi şehrinde azınlık olduğunu fark edersin ama artık sesin çıkmaz. Çünkü çoğunlukçu olmak da suç sayılır.

Gün gelir haritada ‘ülken’ diye gösterilen yerde senin adın bile geçmez. Yugoslavya halkı da böyle alıştırıldı. 1980’lerde televizyondan kendi ülkelerinin eriyişini ‘kardeşlik ve birlik’ diye diye izlediler. 1990’larda bir sabah uyandıklarında yedi ayrı devletin vatandaşı olmuşlardı. Hem de alkışlayarak. Ve gün gelir Yugoslavya halkının televizyondan izledikleri o parçalanış gibi; siz de kendi toprağınızın elinizden kayıp gittiğini fark edersiniz.
Unutmayın; parçalanan sadece toprak değildir. Önce ruhun, yüreğin parçalanır. Harita sadece bunu resmileştirir.
Türkiye bir ulus devlettir ve ulus devletler ancak millet uyanık kaldığı sürece ayakta kalabilir. Uyanık olmayanlar bir gün televizyondan kendi cenaze namazlarını izler. Vatanı yaşatmak ise ancak uyanık kalmayı bilenlerin işidir.
Ulu önder Atatürk’ün sözü ile bitirelim:
“Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır.”

NOT: Yukarıdaki analiz, görüntüler eşliğinde sosyal medyadan yayınlandı. Tamamen alıntıdır. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ya da getirildiği duruma ne kadar benziyor değil mi?
Derin uykuda olan Türk Milleti, verilen narkozdan kurtulup bu çok derin uykusundan uyanabilecek mi? Köle olarak mı uyanacak yoksa ölecek mi? Yoksa her şey için artık çok geç de gerçekten kendi cenaze namazını mı izliyor?
Can havliyle dimdik ayağa dikilip, özüne dönüp, tarihini hatırlayıp bütün bu oyunları bozabilmesini umuyor ve diliyoruz.

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025