Connect with us

Mustafa Akay

Yuhalanma Şampiyonu Türkiye’den

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Ülkemiz siyasetinde ilginç şeyler yaşanıyor. Özellikle 19 Mart’tan sonra siyasetin seyri de değişti. CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar, Türkiye’nin mitingi alanına dönmesine yol açtı.

Son seçimlerin birinci partisi olan CHP, haftanın iki gününde mitingler yapıyor. Mitinglerde on binler, milyonlar bir araya geliyor. Kitle, uyandı ve sesini çıkarmaya başladı.

CHP’nin en fazla miting yapan lideri olma özelliğini kazanan Özgür Özel, kitleyi harekete geçirmeyi başardı. Toplumun üzerindeki korkuyu da giderdi. Şimdi insanlar, korkmadan, alanlara koşuyorlar ve yapılan haksız operasyonları protesto ediyorlar.

Eskiden  bazı partilerin kalesi olarak nitelendirilen yerlerde bile CHP görkemli mitingler yapıyor ve kitleyi diri tutuyor.

Bu mitinglerin  dikkat çeken bir yanı da Cumhurbaşkanını  Recep  Tayyip Erdoğan’ın bol bol yuhalanması. Bu yuhalamalar elbette Cumhurbaşkanına yapılmıyor. Adres, AKP Genel Başkanı Erdoğan’dır.

Konuşmada adı geçtiğinde, AKP Genel Başkanına  protestolar başlıyor ve uzunca bir süre yuhalama yapılıyor.

Bu durum, şimdiye değin görülmemiş bir olay. Eskiden hükümetlerin istifası istenirdi, şimdi direkt adres Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı hem protesto ediliyor hem istifası isteniyor hem de yuhalanıyor. Siyasi kültürümüzde pek görülmemiş bu olay giderek de ivmesini artıyor.

Cumhurbaşkanı, alanlarda yuhalandıkça, CHP’li belediyelere de baskılar artıyor. Her sabah bir CHP’li belediyeye operasyon ve haberleri ile yanıyoruz. Belediye Başkanları, personeli tutuklanıyor ve zindana atılıyor. Adalet Bakanı, bir yandan “Türkiye’de yargı bağımsızdır” masallarını anlatırken, yargının bir kanadının hükümetin talimatıyla iş tuttuğunu tüm toplum görüyor ve bu uygulamaların haksız olduğunda birleşiyor.

Tek Adam rejimi belediyeler üzerinde bir başka yolu da deniyor. Seçimde kazanamadığı belediyeleri kendi partisine katarak, güç elde etmeye çalışıyor. Belediyeler üzerinde kurulan baskılarla, açılan soruşturmalarla belediye başkanlarının gözü korkutuluyor ve transfer yöntemi deneniyor.

Direnenler ve mücadeleyi sürdürenlerin sayısı hiç de az değil. Direnemeyenler ise pes ediyorlar ve dün küfrettikleri iktidar partisine geçiveriyorlar. Transfer olanlar hakkındaki soruşturmalar anında kapatılıyor ve yeni bir sayfa açılıyor.

Tüm bunlar Tayyip Erdoğan’ı ömür boyu cumhurbaşkanı yapmak için uygulanıyor.  Bu Anayasaya aykırı olduğu için, Tayyip Erdoğan’a yeni Anayasa elbisesi  giydirme çabalarını da beraberinde getiriyor.

40 yıldan beri Bebek Katili Apo’ya, ana avrat küfür edenler ve tabanlarını bu zıtlıkla ayakta tutanlar bile 180 derecelik bir dönüşle, bu yolun taşlarını döşüyorlar.

Barış nutukları atarak, CHP’ye karşı düşman hukuku uygulayanlar Türkiye’nin birinci partisini itibardan düşürmek ve halk gözünde yıpratmak için Alicengiz oyunları oynuyorlar.

Ancak, hiç kimseyi ikna edemiyorlar. Belden aşağı oyunlarla amaca ulaşabileceklerini sanıyorlar. Karşılarında direnenlerin ve cesurca mücadele edenler yılmayınca da deliriyorlar.

Durum tam anlamıyla “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” modundadır.

Ülke, freni patlamış bir kamyon gibi baş aşağı gidiyor.

Türkiye’nin tüm kesimleri ayaktadır bugün. İşçisi, memuru, işsizi, çiftçisi, üreticisi, öğrencisi, emeklisi sokaklardadır.

Milletin verdiği büyük gücü, ülkenin kalkınması için kullanması gerekenler, kendi zenginlerini yaratma ve  beyin altlarındaki gerici düşünceyi yeğleyince durum bu hale gelmiştir.

Ekonomi berbattır, sanayi durma noktasındadır. İşsizlik almış başını gitmektedir. Toplum yoksullaşmıştır. Tulumbada su kalmamıştır. Yoksullaşan kesimin tepkisi sosyal yardımlarla giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak, o sosyal yardımlar da para etmemektedir artık.

Kısacası, Türkiye iyi yönetilememenin ağırlığı altında ezilmektedir.

 İşte, böyle bir ortamda, Tayyip Erdoğan, “en fazla yuhalanan”  cumhurbaşkanı olmuştur.

DEVAMI

Mustafa Akay

Ah Rüzgarlı Ah!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Ankara’nın Bab-ı Ali’si denirdi. 

Nice yurtsever oradan haykırdı ülkenin sorunlarını…

Kimler geldi kimler geçti…

Saysak isimlerini sayfalar almaz.

Ah Rüzgarlı ah!

Gazeteler birer ikişer kapandıktan, İstanbul gazeteleri de başka yerleri mekân tuttuklarından ıssızlaştın…

Ne kağıtçın kaldı,  ne klişecin…

Makinaların sesleri kesildi…

Mürekkep kokusu yayılmaz oldu ortalığa…

Şimdi bırak senin o ihtişamlı günlerini, Ankara’nın doğru dürüst gazetesi bile kalmadı. Olanlar da direniyor. Artık, tezgahlarda gazeteler bulunmuyor….

Çankırı Caddesi’nden girdiğinizde Ulus Gazetesi karşılardı sizi.  Aşağılara indikçe, onlarca gazete tabelası gülümserdi.

Ecevit’inden Nahit Duru’suna, Kemal Çukurkavaklı’sından  Melih Aşık’ına, Rıfat Ilgaz’ından Aziz Nesin’ine, Nursal Tekin’inden İlyas Özdemir’ine,  Şinasi Nahit  Berker’inden Mehmed Kemal’ine kimler solumadı ki senin havanı, kimler yürümedi yokuşundan…

Ne anlı şanlı gazeteler ses verdi.

Sonra devran döndü.

Çapsızlar sardı dört bir yanını…

İnşaatçılara mekan oldu iş hanların…

Mafyalar türedi…

Sonra  Ankara’ya hakim oldular rant mafyaları…

İş insanı görüntüsü altında Ankara’nın kaymağını yediler…

Parsel parsel satan siyasetçilerle ortaklık kurdular. Ankara’nın dört bir yanını ele geçirdiler… Hele hele son 30 yıldır yedikçe yediler…

Gelişen teknoloji yazılı basını biraz daha zora sokarken, gazeteci müsveddeleri ortalığı  ele geçirdiler.  Dünün besleme basını bugün yandaş basın oldu. Artık,  çay simit gazeteciliği yerini dolar, yat, kat gazeteciliğine bıraktı. Halkı, bilgilendirme görevi, muhalefeti karalama görevine dönüştü.

İstanbul’da Babıâli, Ankara’da Rüzgarlı söndü, Türkiye’de gazetecilik bitti.

DEVAMI

Yazarlar

Bir Ölüp Milyon Gelmek

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Mayıs ayı, tarihimizde önemli olayların yaşandığı bir aydır. Tarihin derinliklerine gidip. mayıs ayında yaşanan  olayları kronolojik olarak ele almak bu yazının konusu değil.

Bu yazımızda, sadece, iki önemli olayı  değerlendireceğiz.

Bilindiği gibi toplumumuzda, geleneksel hale gelmiş Hıdırellez kutlamaları da vardır. Hıdırellez bolluk ve bereketi simgeler. Bir bayram gibi görülür.

Türkiye, 6 Mayıs 1972 tarihinde de bu kutlamalara hazırlanırken, bir acıyla sarsıldı.

Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde daha tan doğmadan, yaşları henüz 25 olan üç genç asılarak idam edildi. Nihat Behram’ın dediği gibi, artık onlar “Üç Fidan” olmuşlardı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, yaşamlarının baharında bir bayram sabahı asılarak sonsuzluğa gönderildiler.

Bu  gençler ne yapmışlardı?

Yaptıkları, Atatürk’ün izinde, Tam Bağımsız Türkiye mücadelesiydi.

Hatta, 30 Ekim 1968 tarihinde, Samsun’dan Ankara’ya, ” Tam Bağımsız Türkiye  İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenlemişlerdi.

On günde Ankara’yla ulaşmak ve Atatürk’e bağlılıklarını dile getireceklerdi. 24 gencin başlattığı yürüyüş 10 Kasım’da Anıtkabir’e ulaştığında on binleri bulmuştu. 

Her yerde emperyalizme karşı olduklarını haykırıyorlar, Amerika’ya defol diyorlar, 6. Filo’yu protesto ediyorlardı. Toplumda tam anlamıyla bir Amerikan karşıtlığı kendini göstermeye başlamıştı. Bu da Amerikan Uşaklarının işine gelmiyordu.

İplerinin çekilmesine karar verilmişti egemenler tarafından.

O ip, Türk Halkının bayram olarak kutladığı ve baharın müjdecisi olduğuna inandığı bir günde çekildi. 

Asarak, onların düşüncelerini yok edeceklerini sananlar, yanıldıklarını yıllar içinde anladılar. Çünkü, Üç Fidan, insanların gönüllerinde yer bularak, milyonlarca kişi tarafından benimsendi, sevildi.

Bu olay, Mayıs ayının bize hüzün veren bölümüdür.

Bize, mutluluk veren,  bir bölümü de vardır ki, Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının  Samsun’a çıkışlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk de Tam Bağımsız Türkiye Ülküsü için 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan Kurtuluş Savaşını başlatan adımı atmıştır. Yani, Türk Zaferi’nin yolunu açan aydır Mayıs. 19 Mayıs’ı da gününde değerlendirelim düşüncesiyle, Üç Fidan’ı asıldıklarının yıldönümünde anıyor,  mücadelelerinin unutulmayacağını belirtmek istiyoruz. Onlar bir öldüler, milyon geri geldiler.

DEVAMI

Yazarlar

O Cendereden Geçmiş Biri Olarak Söylüyorum: CHP’li Başkanlar Suçsuzdur!

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Haziran Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin ardından CHP aynı yıl kasım ayında 38. Kurultayını topladı. Bu kurultay, partinin başına genç bir adamı getirdi.

O genç adam ve arkadaşları daha koltuklarına alışamadan, önlerinde bir yerel seçim geldi.

Yeni yönetimle birlikte partililerin ve halkın yüzleri güldü.

13 yıl boyunca, her seçim sonrasında kafasını öne eğmek zorunda kalan partililer bu kez zaferin ne olduğunu tattılar. Seçim sonuçları karamsarlığın ve umutsuzluğun yerini sevince, güvene bıraktı. Çünkü, Türkiye’nin yedi coğrafyasında güller açtı. Türkiye haritası Türk Bayrağının kırmızısı gibi oldu.

Bu azımsanamayacak bir başarıydı.

Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Manisa, Kütahya, Uşak, Afyon, Adıyaman, Mersin, Antalya, Adana, Zonguldak, Artvin, Giresun, Bartın, Kilis, Denizli, Bolu, Kırşehir, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Çanakkale, Edirne, Eskişehir, Kastamonu, Muğla, Tekirdağ, Kırıkkale, Ardahan, Yalova, Sinop ile ülkenin en büyük ilçelerinin belediyelerini CHP sildi süpürdü. Ankara ve İstanbul’da bir önceki seçime göre, ilçe belediyelerin büyük bölümü kazanıldı.

Yüzde 38 oy oranı ile Türkiye’nin birinci partisi olma özelliği elde edildi.

Bu sonuç, birilerinin işine gelmedi elbette. Muktedir, emrindeki bakan memurlara “silkeleyin” talimatını verdi. CHP’li belediyeler, maliye ve SSK tarafından silkelenmeye başlandı. CHP’li belediyeler, AKP’li belediyeler zamanından kalma borçları bile ödemeye başlayınca bu kez başka yollar arandı. Bir dönem aynı cendereden geçmiş birisi olarak söylüyorum. CHP’li belediye başkanları suçsuzdur. Hatalı olanlar da gemiyi terk edip gitmektedirler. Terör denildi, adam kayırma denildi, ardından yolsuzluk ve örgüt denildi. Belediyelerin işleyiş şemaları, sanki bir örgütün kuruluş şeması gibi halka anlatıldı. Amaç, CHP’yi ve belediyeleri itibarsızlaştırmaktı. Ne yaptılarsa, sonuç alamayınca, 19 Mart’ta sivil bir darbe yaparak zaten bilinen demokrasi anlayışlarını ortaya koydular. Belediyelerin üzerine çökmeye başladılar. Belediyelere operasyonlar yapıldı, başkanlar ve bürokratlar hapse atıldı. Uyduruk suçlamalarla davalar açıldı. Heyhat ne yapsalar para etmiyordu. İşte, bu yaşananlar sırasında, Türkiye bir lider kazandı. Ufak tefek sürç- i lisanları olsa da korkmayan, ürkmeyen, yorulmayan oradan oraya koşan bir genç adam kitlenin güvenini yeniden kazandırdı. Şimdi bazıları bu çabaları başarısız bulduklarına ilişkin görüşler açıklıyorlar.

Adam, bir dakika durmuyor, halkla kucaklaşmasını biliyor.

Bu duruma başarısız diyenlerin aklından şüphe etmek gerekir.

Çünkü, bir ülkenin kurucu partisine düşman hukuku uygulayan ve elindeki bütün gücü onu yok etmek için kullanan bir iktidar var. Öyle ki partili cumhurbaşkanı, CHP ile yatıyor, CHP ile kalkıyor.

Rüyasında bile CHP’yi görüyor. Bunca baskıya karşın, direnen bir CHP onu uykularından ediyor. İşin en güzel tarafı ise, CHP’nin itibarsızlaştırılmasına AKP’li trollerin dışında kimse inanmıyor.

Tarihte direnenler hep kazanmışlardır. Ortaya konulan engeller ne kadar büyük olursa olsun, direnenler, azim ve kararlılıkla bunları aşmasını bilecektir. CHP’nin parti devletinin hegemonyasını yıkma gibi bir misyonu da vardır

CHP, engelleri aşa aşa ülkeyi kurmuştur. Şimdi de engelleri aşa aşa kurtuluşu getirecektir.

Sanki Ahmed Arif, yıllar öncesinden CHP’ye ve liderine seslenir gibidir.

Öyle yıkma kendini,/ Öyle mahzun, öyle garip…/Nerede olursan ol,/ İçerde, dışarda, derste, sırada,/ Yürü üstüne – üstüne,/Tükür yüzüne celladın,/Fırsatçının, fesatçının, hayının…/ Dayan kitap ile/ Dayan iş ile./Tırnak ile, diş ile,/ Umut ile, sevda ile, düş ile/ Dayan rüsva etme beni./ Gözlerinden öperim,/  Bir umudum sende

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025