Bünyamin Altıntaş
Türkiye’nin Üç Önemli Sorunu
Türkiye’nin en büyük sorunu nedir diye sorulduğunda, herkesin aklına önce ekonomi gelir. Haklıdır da… Ama bir de konuşulmayan, raporlara girmeyen, istatistiklerde görünmeyen ama hayatın tam ortasında duran sorunlar vardır. Hatta öyle sorunlar ki, nesilden nesile aktarılır.
Bence Türkiye’nin üç kronik meselesi var. Ekonomiden bağımsız, siyasetten üst, partilerden muaf…
Birincisi: Miras Meselesi
Bilimsel bir araştırma yapılmış mıdır bilmiyorum ama eminim Türkiye’de milyonlarca kardeş ve akraba miras yüzünden küs, davalı ya da konuşmuyor. Mahkeme koridorlarına bir bakın; tapu kavgası, arsa paylaşımı, “babam bana söz vermişti” dosyalarıyla doludur.
İşin en acı tarafı da şudur: Hayattayken birbirine “canım kardeşim” diyenler, birkaç dönüm tarla yüzünden ömür boyu düşman olabiliyor. Miras Türkiye’de sadece mal paylaşımı değil, aynı zamanda aileyi parçalama mekanizmasıdır.
İkincisi: Düğün Takıları
Bu da bizim memleketin sessiz ama derin yarasıdır. Düğünlerde takı merasimi başlar başlamaz kameralar açılır, defterler çıkarılır. Kim ne taktı, kaç gram taktı, tam mı çeyrek mi… Hepsi kayıt altına alınır.
Sorun şurada başlar:
Sen birine küçük altın takmışsındır. Aradan yıllar geçer, sıra senin oğlunun ya da kızının düğününe gelir. Beklersin… Aynısı gelsin diye. Ama ya gelmez ya da o kişi düğüne hiç gelmez.
İşte o an kriz başlar.
“Biz ona takmıştık…”
“Defterde yazıyor…”
“Bizim düğüne gelmedi…”
Bu mesele öyle büyür ki, akrabalık biter, dostluk biter, hatta icralık olanlar bile çıkar. Düğün dediğin mutluluk olmalı ama bizde bazen hesaplaşma törenine dönüşür.
Üçüncüsü: Rögar Kapakları
Evet, belki şaşırdınız ama bence Türkiye’nin en kronik sorunlarından biri de rögar kapaklarıdır.
Nedense bu ülkede ne belediyeler ne de karayolları bu kapakları asfaltla aynı hizaya getiremez. Ya asfaltın üstünde kalır ya da çukurun dibinde. Üstelik öyle bir yere koyarlar ki kaçacak yeriniz de olmaz.
Aracınızla giderken ya lastik patlatırsınız ya amortisör bırakır, ya da “Allah’a emanet” geçersiniz. Her sürücü bilir: Lögar kapağı görmek, ani fren yapmak kadar refleks haline gelmiştir.
Sonuç Mu?
Evet, Türkiye’nin en büyük sorunu elbette ekonomidir. Ama bu üç mesele var ya…
Miras, düğün takıları ve lögar kapakları…
Bunlar toplumun sinir uçlarıdır.
Biri aileyi dağıtır, biri dostluğu bitirir, biri de arabayı.
Yazarlar
Gökçeklere Hukuk Ne Zaman İşler?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın son açıklamaları, sadece bir belediye başkanının siyasi polemiği olarak okunamaz. Ortada çok daha ciddi bir mesele var: İşleyen bir hukuk düzeni mi, yoksa bekletilen kararlar mı?
Yavaş’ın gündeme taşıdığı konu açık. Melih Gökçek dönemine ilişkin, özellikle FETÖ yapılanmasına rant sağlandığı iddiasıyla yapılan şikayet… Bu şikayet, İçişleri Bakanlığı tarafından işleme konulmuyor. Ancak süreç burada bitmiyor. Dosya Danıştay’a taşınıyor ve kritik bir gelişme yaşanıyor: Danıştay, “işleme konulmama” kararını bozuyor.
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Karar Var, Uygulama Yok
25 Aralık 2025 tarihli bir Danıştay kararı… Hukuken bağlayıcı. Normal şartlarda en geç bir ay içinde gereğinin yapılması gerekiyor. Yani ya soruşturma izni verilecek ya da süreç resmen başlatılacak.
Ama öyle anlaşılıyor ki ortada bir “sessizlik” hali var.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir mahkeme kararının uygulanması için daha ne gerekiyor?
Hukukun Gecikmesi, Adaletin Gecikmesidir
Hukuk sistemlerinde en temel ilkelerden biri şudur: Adalet gecikirse, adalet olmaktan çıkar.
Eğer bir iddia varsa, araştırılmalıdır. Eğer suç yoksa, bu da şeffaf şekilde ortaya konulmalıdır. Ama hiçbir şey yapılmıyorsa, işte o zaman sorun başlar. Çünkü kamuoyunun zihninde şu soru oluşur:
“Acaba bir şey mi saklanıyor?”
Bu sadece bir siyasi tartışma değil, doğrudan kamu güveni meselesidir.
Soruşturma Açılması Bir Suçlama Değildir
Burada sık yapılan bir yanlış var. Soruşturma açılması, bir kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, hukukun gereğidir.
Eğer Mansur Yavaş’ın dediği gibi “yoğun ve büyük deliller” varsa, bunu inceleyecek olan da bağımsız yargıdır. Aynı şekilde, eğer iddialar asılsızsa, bunu ortaya koyacak olan da yine hukuk mekanizmasıdır.
Ama soruşturma bile açılmıyorsa, orada bir tıkanıklık var demektir.
Çifte Standart Algısı
Türkiye’de son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri de bu: Çifte standart.
Bazı dosyalar hızla ilerlerken, bazıları yıllarca rafta bekliyorsa; bazı isimler hakkında anında işlem yapılırken, bazıları için süreç işlemiyorsa… O zaman vatandaşın adalete olan inancı zedelenir.
Bu durumun en tehlikeli tarafı ise şudur:
Hukuk, tartışılır hale gelir.
Hukuk Herkes İçin İşlemeli
Bu meselede kimin haklı olduğundan bağımsız bir gerçek var:
Eğer ortada bir mahkeme kararı varsa, uygulanmalıdır.
İçişleri Bakanlığı için de, diğer tüm kurumlar için de geçerli olan budur. Hukuk seçici uygulanamaz. Uygulanır ya da uygulanmaz. Ve uygulanmadığı her gün, sistem biraz daha yıpranır.
Belki de asıl soru şu:
Bu ülke, kararların alındığı bir yer mi olacak, yoksa uygulandığı bir yer mi?
Yazarlar
Mamak’ta Alışılmışın Dışında Bir Başkan: Veli Gündüz Şahin
Siyasette “alışılmış” bir profil vardır. Makam odasında oturan, programdan programa koşan, çoğu zaman halkla arasına mesafe koyan bir yönetici tipi… Mamak’ta ise bu tabloyu tersine çeviren bir isim var: Veli Gündüz Şahin.
Şahin’i birkaç kelimeyle anlatmak gerekirse; samimi, doğal ve sahada. Üstelik bu sadece bir imaj değil, birebir gözlemlediğinizde hissedilen bir gerçeklik. Sabah saat 05.00’te güne başlayan bir belediye başkanından söz ediyoruz. Günün ilk ışıklarıyla birlikte sahaya inen, devam eden projeleri yerinde takip eden, gerektiğinde çalışanlarla şakalaşan, gerektiğinde eline malzemeyi alıp işin ucundan tutan bir profil.
Onu farklı kılan en önemli özelliklerden biri ise belediyecilik anlayışı. “İhalesiz iş yapılmaz” algısının tam tersine, projeleri kendi öz kaynaklarıyla hayata geçirmeye çalışan bir yaklaşım sergiliyor. Bu durum sadece maliyetleri düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda belediye personelinin daha etkin ve verimli kullanılmasını da beraberinde getiriyor. Şahin bu konuda iddialı ama bir o kadar da gerçekçi. Eksiklerinin farkında. Bayram sonrası her birimde sabah yoklaması başlatmayı planlaması da bunun bir göstergesi.
Halkla kurduğu ilişki ise ayrı bir başlık. Resmiyetten uzak, sıcak ve doğrudan. Sokakta yürürken yanına gelen vatandaşlarla sohbet ediyor, hal hatır soruyor. Daha da dikkat çekici olanı, yaşı ilerlemiş birçok vatandaşa ismiyle hitap edebilmesi. Bu, sadece bir iletişim biçimi değil; aynı zamanda yıllara dayanan bir bağın göstergesi.
Şahin’in yaşam tarzı da klasik “başkan” profilinden oldukça uzak. Tam 41 yıldır aynı evde oturuyor. Belediye başkanı olduktan sonra bile telefon numarasını değiştirmemiş. Bu konuda yaptığı “Bazıları gibi iskambil kağıdı gibi iki üç telefon taşımıyorum, tek telefon numaram var” çıkışı, onun sade yaşam anlayışını net şekilde ortaya koyuyor.
Mesai kavramı ise onun için neredeyse yok. Gecenin ilerleyen saatlerinde Mamak sokaklarında onu görmek mümkün. Kimi zaman parkları denetlerken, kimi zaman da yaralı bir hayvana müdahale ederken… Bu yönüyle, görevini sadece mesai saatleriyle sınırlamayan bir anlayışa sahip.
Elbette bu kadar görünür ve sahada olan bir profil eleştirilerden de muaf değil. Sosyal medyada zaman zaman “şov yapıyor” yorumlarıyla karşılaşıyor. Ancak o bu iddialara net bir şekilde karşı çıkıyor: “Vallahi de Billahi de kurgu değil.”
Şahin’in bir başka dikkat çeken yönü ise geçmişi. Yıllardır Mamak’ta yaşayan bir isim ve aynı zamanda bir dolmuş şoförü. Hatta sohbet sırasında “Vaktiniz varsa beraber bir sefer atalım” diyecek kadar da içten. Bu yönüyle, sadece yöneten değil, hayatın içinden gelen bir figür.
Makamla ilişkisi de farklı. Önceki dönemden kalan birden fazla makam odasını iptal etmiş. Zamanının büyük bölümünü sahada geçirmeyi tercih ediyor. “Benim nitelikli başkan yardımcılarım var, rutin işleri onlar yürütüyor. Benim ne işim var makamda?” sözleri de bu yaklaşımın özeti gibi.
Sonuç olarak, Veli Gündüz Şahin klasik belediye başkanı kalıplarına pek uymuyor. Bu bir tercih mi, bir karakter meselesi mi bilinmez ama ortada farklı bir yönetim tarzı olduğu kesin. Kimine göre sıra dışı, kimine göre olması gereken… Ama kesin olan bir şey var: Mamak’ta alışılmışın dışında bir hikâye yazılıyor.
Bünyamin Altıntaş
Kent Konseyleri Ne İş Yapar?
Kent konseyleri, modern şehir yönetiminde halkın sesini duyurmayı hedefleyen yapılar olarak sunuluyor. Teorik olarak demokratik katılımı artırmak, hemşehrilik bilincini geliştirmek, kadın, genç ve engelli vatandaşların karar süreçlerinde etkin rol almasını sağlamak ve kent kaynaklarının adil kullanımına katkıda bulunmak gibi amaçlarla kuruluyor. Ancak uygulamada bu hedefler çoğu zaman hayata geçirilemiyor.
Birçok kent konseyi, özerk bir yapı oluşturmakta zorlanıyor. Belediyenin finansal ve idari denetimi altında kalan konsey, çoğu zaman belediye başkanının veya yönetimin “arka bahçesi” olarak işlev görüyor. Bu durum, sivil toplumun denetim rolünü zayıflatıyor ve demokratik katılım hedefini gölgeliyor.
Konseylerde alınan kararlar genellikle tavsiye niteliğinde oluyor ve yerel meclisler üzerinde bağlayıcılığı bulunmuyor. Bu da halkın emek ve zamanının boşa gittiği algısı yaratıyor. Karar süreçlerine gerçek katılım sağlanamadığı sürece, konseyler sembolik bir yapıya dönüşüyor.
AJindex raporuna göre, konseylerde farklı toplumsal kesimlerin temsili sorunlu olabiliyor. Gönüllülük esasına dayalı sistem, sürdürülebilir katılımı zorlaştırıyor ve çoğu zaman belirli kesimler ağırlık kazanıyor. Özellikle gençler, kadınlar ve engelliler gibi öncelikli grupların söz hakkı sınırlı kalabiliyor.
Kent konseylerinin resmi prosedür ve bürokratik yapısı, halkın doğrudan katılımını zorlaştırıyor. Karmaşık evrak işleri, toplantı düzenlemeleri ve yavaş karar mekanizmaları, konseyleri katılımcı demokrasi hedefinden uzaklaştırıyor.
Kent konseyleri kağıt üzerinde mükemmel hedeflere sahip; sürdürülebilir kalkınmadan katılımcı demokrasiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çevre bilincine kadar geniş bir misyona sahipler. Ama pratikte belediye güdümünde, işlevsiz ve bürokratik bir yapıya sıkışmış durumdalar.
Eğer kent konseyleri gerçek anlamda demokratik katılımın merkezi olacaksa, öncelikle: Bağımsızlık kazanmalı, Kararlarının bağlayıcılığını artırmalı, Halkın aktif katılımını kolaylaştıracak mekanizmalar geliştirmeli.
Aksi takdirde, konseyler sadece birer süs organizasyonu olarak kalmaya mahkûmdur.
-
Siyaset4 ay ÖnceCeyhun Atıf Kansu Caddesi’nin Adı “Sinan Ateş” Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara’nın Suyunu Kim Çalıyor?
-
İlçe Haberleri3 ay ÖnceHaymana’nın OSB Hayali Gerçek Oluyor
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Mamak Belediyesi 23 Nisan Kutlaması
-
RESMİ İLANLAR4 hafta Önce
Etimesgut Belediyesi 23 Nisan’ı Kutladı
-
İlçe Haberleri5 ay ÖnceAnkara-Polatlı Yol Ücreti 145 TL Oldu
-
Gündem4 ay ÖnceAnkara Pazarcılar Odası Başkanı Yanlış Anlaşılmış!
-
Gündem5 ay ÖnceAnkara Lokantacılar Odası’nda Başkanlık Yarışı Kızışıyor:

