Connect with us

Selim Belenoğlu

Osmanlı Düzeninde Türkler

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/


Ulusumuza ilişkin uzunca bir süredir ırkçılık, cahillik, zalimlik algısıyla piar(!) yapılıyor. Hatta sözde aydın ve solcumuzda “Türk” kavramı, “faşist” sözcüğüyle eş anlamlı hale geldi. Diğer etnik unsurlar mazlum, Türkler zalim… Ermeni, Kürt goygoyculuğu arasında vurun Türk’e!
Oysa aklı başında bir solcunun, sosyalistin; Atatürkçü ve Cumhuriyet sevdalısının hiçbir etnik unsurla sorunu olmaz. Gerçek bir solcu, sosyalist, Atatürkçü ülkesindeki etkin unsurları düşman görmediği gibi; başka ülke uluslarına, bireylerine saygı, sevgi ve dostluk duygularıyla yaklaşır.
Emperyalist, sömürgeci politikalarla tüm dünya kaynaklarını hortumlayan, dünya insanının kanını emen; Afrika’yı neredeyse çölleştiren sermaye gruplarıyla, Trump ve Netanyahularla, dünyanın diğer piranalarıyla sorunumuz var ama Amerikan ve Yahudi kökenli sıradan yurttaşlarla asla sorunumuz yok, olamaz.
Ama öncelik elbette kendi ulusumuzda! Ulusun bir bireyi olmaktan gurur duymayanın, bunun kıvancını yaşamayanın politikanın hangi tarafında yer aldığının önemi var mı!
Size bu anlamda yaşanan sürece ilişkin tarihsel bir pencere açayım, ne dersiniz…
Osmanlı’nın kuruluşu 1299-1302 yıllarındadır. İlk yüz, yüz elli yılında Osmanlı kendi uyruklarını adalet duygusu içinde yönetir. Hak ve görevlerde eşitlik söz konusudur. Bu durum 1453’e kadar devam eder.
İstanbul’un Fethi’nden sonra Hristiyan ve Musevi unsurlar ile bunları yöneten Patrik, Haham gibi dinsel önderler söz konusudur. Bunlar Millet Düzeni denen bir tür özerk topluluklar olarak örgütlenir.
Hristiyanlar cizye denen vergiyi ödeyerek askerlikten muaf olurlar. Ve askerlik bu süreçte yalnızca Müslüman Türklerin görevi olur. Askerlik normal dönemlerde yedi yıl sürer. Yedi, yıl, düşünebiliyor musunuz! Ki, ölüm ortalamasının kırklı yaşlarla sınırlı olduğunu da unutmayalım. Yani kırklı yılları bulan yaşlı sayılıyor artık. Yedi yıl dedim ama kimi olağan üstü dönemlerde on yılı aştığı da olur.
Şimdi Müslüman-Türk uyruklular; ne ara üretim etkinliği içerisinde yer alacaklar, işlerini geliştirecek ve evlenip yuva kuracaklar! Bunların sanat, tarım, ticaret gibi alanlarda yer alabilmeleri artık olası mıdır?
Osmanlının diğer unsurları askerlik görevinden bağışık oldukları için bir üretim etkinliği içinde ya da ticaret yaparak yer alıp zenginleşmişler; Türk Mehmet’in payına onlara marabalık yapmak ve yoksulluk düşmüştür. Zanaatın herhangi bir dalında nasıl ustalaşacaksın bu durumda.
1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı ile bu eşitsizlik giderilmeye çalışılır. gayrimüslimlerin de askerlik yapması istenir ancak bunlar yine askerlik yapmamakta kararlıdırlar. Askere gitmemek için her yolu denerler. Bu durumun yol açtığı toplumsal düzenin yarattığı sancılar yabancı elçi ve konsolosların raporlarına da konu olur. Müslüman-Türk unsurlar açıkça ezilmekte, gayrimüslimler gelişmektedir.
Askerden dönen Türkler, köylerini tanınmaz halde bulurlar. Toprağını, tarlasını işlemek isteyen köylü bir süre sonra kaçınılmaz olarak Hristiyan bir tefecinin şefkatli (!) kollarına düşer ve toprağını satmak zorunda kalır. Ve bunlar elbette Ermeni, Rum ve Frenkler tarafından yok pahasına satın alınır. Artık Türk nüfus da düşmeye, diğer unsurların nüfusları yükselmeye başlar.
Osmanlı’da bir usta işçinin günlüğü 28 kuruşken, askere gitmek istemeyen Hristiyan devlete yılda 28 kuruş öder. Bir Müslüman’ın askere gitmemesinin bedeli ise yine aynı dönemlerde 5.000 kuruştur.
Bu eşitsizliklerin bütünüyle sona ermesi Cumhuriyet Türkiye’siyle gerçekleşir. Cumhuriyet bu anlamda her yurttaşına eşit fırsatlar sunar.
Son dönemlerde ne yazık ki bedelli askerlik adı verilen uygulama ile bu temel yurttaşlık görevinin yine sulandırılmaya, yozlaştırılmaya başlandığını görüyoruz. Ve genç kitlenin askerlikten soğutulmaya başlatıldığını.. Askerlikten kaytarmanın bir yolu mutlaka bulunuyor bedavadan çürük raporlarıyla. Ki bunların politikadaki versiyonlarının vatan-millet nidalarıyla höykürmeleri öyle az buz da değil.
Özellikle Orta Doğu kaynıyor. Bir tehdit çemberinin ortasındayız. Dünyanın diğer coğrafyalarından fazla belki… Bölgemiz nelere, hangi acılara gebe, bilemiyoruz. Kaygılanıyoruz. Güçlü olmak zorundayız. Bu da hamasetle, üfürerek olmaz. Ulusal duyguları yüksek, Cumhuriyet ve Atatürk bilincine sahip yurttaşlar yaratmak, birlik duygusunu güçlü kılmak durumundayız.
Bizi kan çölünden koruyacak, deneyimli-birikimli politikacılara gereksinimimiz var.

DEVAMI

Yazarlar

Ermeni Sorununun Başlangıcı 1915’teki Zorunlu Göç Değildir

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/


Ermeniler için, 1915’te durduk yere göç uygulaması başlamamıştır. Gül gibi yaşayıp giden, eğitimli, ekonominin can damarı, sanatkar, masum ve mağdur, yüce ruhlu belki de sosyalistlerimizin deyimiyle emekçi Ermeni halkının; faşist ve zalim Türklerin zulmüne uğramadı diye algılayamayız süreci.
İstanbul’un yalılarında, konaklarında zevk-i sefa içinde yaşayan, ticareti elinde tutan, Osmanlı bürokrasisinin, bankacılığının köşe başlarını tutan, askerlikten muaf azınlık yerine ortalama yaşı kırka bile ulaşamadan ölen, hayatı askerlikte, savaş alanlarında çürüyen, azınlığa ancak maraba-köle olabilen Türk’ü düşman gören, cahil diye küçümseyen kafaya ne demeli bilemiyorum.
Herhalde “devrim”i kendi ulusuyla değil de başkalarıyla yapacaklar. Dolayısıyla da başkalarını kurtarmak için…
Kardeşlik hukukunu bozan Türkler değildir. Burada artık ülkenin güvenliği söz konusudur. Daha doğrusu Batı (Avrupa-ABD) ve Çarlık Rusya’sı desteğindeki Ermeni kalkışması Türk ve Müslümanlar için bir varlık yokluk sorununa dönüşmüştür.
Şimdi süreci daha iyi anlamanızı sağlamak için sizi 1915’in öncesine götüreyim. Ve Hınçak’tan sonra Taşnak ve Ramgavar komitesi (partisi) ile tanıştırayım:
Ermenicede “federasyon anlamına gelen Taşnaksutyun 1890’da Tiflis’te kurulur. Hınçakları yetersiz görürler. Truşak (Bayrak) adlı bir gazete çevresinde birleşirler. Amaçları uzun vadede bağımsız bir Ermenistan’dır. Yayımladıkları bildiride bütün Ermenileri bir bayrak altına birleştirmeyi ve bunu elde edene kadar Osmanlı ile mücadele etmeyi hedef olarak benimserler. Osmanlı’yı açıkça hedefe koyarlar.
Örgütün başında Rus uyruklu, Kafkasyalı Ermeniler vardır. Yakalanalar için tek çare onları Rusya’ya teslim etmektir. Tabi teslim edilenler kısa sürede serbest bırakılmaktadır.
Ayaklanma çıkartılması, çetelere silah gönderilerek bunların askerileştirilmesi örgütün faaliyetleri arasındadır.
Bu arada dikkatinizi Balasiyeviç Karinyan adlı bir kişinin Ermeni Milliyetçi Akımları adlı bir kitaba çekeyim. Karinyan, 1924-1930 yılları arasında Ermenistan Merkez Yürütme Kurulu Başkanlığı yapmıştır. Kitapta Karinyan, Osmanlı Ermenilerinin Rusya’daki soydaşlarına göre daha iyi koşullarda yaşadıklarını vurgulamaktadır. Taşnakların Batı emperyalizmi ve Rusya’nın aleti olduklarını, Çanakkale Savaşı için gönüllü birlikler oluşturduklarını; Ermenistan’ın kurulması yolunda en büyük engelin her bölgede azınlık olduklarından Türk ve Müslüman nüfusa karşı katliamlar yaptıklarını dile getirmektedir. Kitaptan Taşnakların 1908’de 100 bin silahlı askere sahip olduklarını ve bunlara aylık 30 Ruble maaş ödendiğini de öğreniyoruz.
Bizim bazı alıklarımız yanlış anlamasın, bu silahlı gücün bir araya getirilme amacı yalnızca “barış ve kardeşlik” üzerinedir. İçlerinde üniversite hocası varsa bunlar için de en doğru sıfat “barış akademisyeni” olmalıdır. Çünkü hedef barbar Anadolu halkına gül dağıtmaktır.
Sizlere tanıtacağım diğer Ermeni “barış ve kardeşlik örgütü”, Ramgavar’dır. Adı Hukuk-i Avam anlamına gelen örgüt 1885’te Mıgırdiç Portakalyan tarafından Van’da bir yer altı örgütü olarak kurulur. Bağımsız Ermenistan için silahlı mücadeleyi seçen örgüt Trabzon, İstanbul; Rusya, İran ve ABD’de de şubeler açarlar.
Ramgavar’ın günümüzdeki temsilcilerinin bir eli de Karabağ’dadır. Siyasal söylemi de elden bırakmayan örgüt, nedense 1970’li yıllarda Türk diplomatlarına karşı girişilen terör faaliyetlerini de aklama çabasındadır.
Ermeni Liberal Demokrat Partisi, diğer bir adıyla Ramgavar, günümüzde ABD, Kıbrıs Rum Kesimi başta olmak üzere birçok Batılı ülkede örgütlü olup faaliyetlerine devam etmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda, Azerbaycan’ı karşıya alma pahasına girişilen Türkiye-Ermenistan sınırının açılması, doğrudan ticaretin başlatılması, serbest ticaret bölgesi kurulması bu yapılanmanın bir eseridir.
Biz Atatürkçülere, Cumhuriyet sevdalılarına, yurtseverlere düşen görev uyanık olmak; her ne pahasına olursa olsun ulusumuzu bilinçlendirmek, onları uyanık kılmaktır.
Onlar bize ne yakışıksız sıfatlar takarlarsa taksınlar, biz ulusumuzun yanındayız. Ulusal birliğimize zarar verilmediği, Türkiye Cumhuriyeti’nin altı oyulmadığı sürece de tüm dünya insanının, -sosyalistlerimizin deyimiyle- dünyanın tüm ezilen, emekçi halklarının kayıtsız şartsız yanında; onların dostuyuz.
Halkını satanı halk da satar. Söylem düzeyindeki hezeyan işe yaramaz. Emekçi memekçi, ezilen halklar diye yırtınacağımıza emek alanlarına neden işçiyi, köylüyü çekemediğimizi, bir avuç insanla neden 1 Mayıs kutlayabildiğimizi sorgulayalım.
Neden güven unsurunu üzerimize çekemediğimizi…

DEVAMI

Yazarlar

Ermeni Sorunu Ve Hınçak Komitesi

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenileri kendi jeopolitik çıkarları için kullanmak üzere Rusya ve Batılı devletler bir süreçte eylemliliğe başlamışlardır. Patrikhanenin öncülüğünde ayaklanma süreci başlamış, gizli ihtilal dernekleri kurulmuştur.
Amaç ayaklanma faaliyetiyle Osmanlıyı sert önlemler almaya zorunlu kılmak ve bunun sonucunda mağduru oynayarak Batılı emperyalistleri ve Rusya’yı süreç içine almaktır.
Bu ayaklanma örgütlerinden başlıcası “çan sesi” anlamına gelen Hınçak Komitesi’dir. Bu, 1886’da İsviçre’de kurulmuş, aynı adla bir yayın organı çıkararak 1890 yılından başlayarak Osmanlı’lın farklı vilayetlerinde örgütlenmeye başlamıştır.
Amaç Osmanlı ülkesinde bağımsız bir devlet kurmaktır. Ancak hiçbir bölgede çoğunluğa sahip bir Ermeni nüfusu yoktur. Bu durumda asıl yöntem bellidir: Terör faaliyetleriyle Türk unsurları katletmek ya da göçe zorlamak…
Komite programında bu açık açık dile getirilmiştir: Ermenilerin zincirlerini kırması, propaganda faaliyetleri, akıncı isyan çetelerinin kurularak yıldırma sürecinin başlatılması.
Zincirleri kırmaktan söz ediyorlar ya, Allah yalancıyı taş eder. Osmanlı yönetici kadroları büyük ölçüde Ermeni yurttaşlarına teslim edecek kadar onlara karşı cömerttir. Osmanlıdaki Türkler savaş alanlarında tükenir, yoksulluk içinde kıvranırken; Ermenilerin zincirden söz etmesi inanılır şey değil.

Bir de amaç büyük: İran ve Rusya’da yaşayan Ermenileri de kurtarmak…
Fırsat artık bu fırsattır… Osmanlı siyasal ve ekonomik olarak iflasın eşiğindedir.

Robert Koleji kurucusu rahip Cyrus Hamlin’, 23 Ağustos 1895’te The New York Times gazetesinde bir makale yayımlar. Bu makalede Hınçak mensubu bir Ermeni, Komitenin amacını şöyle dile getirmektedir: Ermeni çeteler ilk uygun fırsatta Türk ve Kürt köylerine saldıracak, yaşayanları öldürdükten sonra dağlara kaçacaklar; bunun öcünü almak isteyen Müslümanlar da Ermeni köylerine saldırıp masum insanları öldürecekler Ruslar da bu vahşeti durdurmak için Anadolu’ya girecektir.
Ortada onlara örnek olacak Bulgaristan’ın bağımsızlık süreci vardır. Avrupa da Bulgarlara yapılan zulmü(!) gerekçe göstererek oraya müdahale yapmış; binlerce masum kadın ve çocuğun kanları üzerinde Bulgaristan devleti kurulmuştur.
Hani hayvana haksızlık olmasın ama yılanın bile aklına gelmez bunlar.
Yani Osmanl’ının kendini korumak uğruna giriştiği hareket, öyle sıradan ve masum Ermenilere yönelik değildir. Yani yaşananlar; bizim bazı alıkların gördüğü gibi eğitimli, kültürlü, varsıl Ermenilere karşı durduk yere, ortada hiçbir neden yokken tertiplenmiş bir terör faaliyeti değildir.
Keşke sağduyu galip gelseydi, Ermeniler Avrupalı emperyalistlerin jeopolitik oyununa gelip ihanete girişmeseydi. Türk ulusuna savaş açmasaydı. Kardeş kardeş yaşamaya devam etseydik.

DEVAMI

Yazarlar

Türkiye Üzerine Oynanan Oyunu Kim Bozacak?

Avatar fotoğrafı

Yayın Tarihi

/

Türkiye zorlu bir süreçten geçiyor.
Kırılgan ekonomi; saldım çayıra mevlam kayıra anlayışıyla oluşturulan, bir tutarlılığa dayanmayan dış politika; geleceğe ilişkin belirsizlik… Daha neler neler!
Belediyeler üzerinden CHP’ye kurulan sonu gelmeyecekmiş gibi görülen göz altı ve tutuklama süreçleri, işin başka bir boyutu. Her gün neredeyse hangi belediyeye operasyon yapılacak diye çaresizce bir bekleyiş içindeyiz.
Ve bu süreci durduracak, caydırıcı olacak, etkili bir yöntem de henüz geliştirilemedi. Her gün bir belediye başkanının ve belediye personelinden biri gözaltına alınıyor.Bizler de kurbanın kasap karşısındaki çaresizliğini andıran bir biçimde gelişmeleri izliyoruz.
İşin daha vahim yanı bu konuda politika oluşturacak, tavır geliştirecek yeterlilikte parti kadrolarının olmaması. Sanıyoruz ki çok fazla insan toplayabilirsek miting alanlarına ve bu toplayabildiklerimiz en güçlü desibelde gürültü yaratırsa bir etki alanı oluşturabiliriz!
Ne yazık ki olmuyor, olamıyor!
Demokrasi kültürünün gelişmediği bir coğrafyadayız. Uluslararası müttefiklerimizin, ortaklarımızın (!) tavrı ortada. Büyükelçi Tom Barrack, demokrasi sizin neyinize diyor. Başkanlık sisteminin bile gerisinde meşruti bir yönetim öneriyor. Hani dili varsa krallık, padişahlık diyecek de… Şimdilik Allah’tan, yırtıyoruz.
Yani demokrasimizin (!) şu hali emin olun ne ABD’nin ne de AB’nin umurunda. Ağlar sızlarız da onlar sesimizi duyar diye düşünmeyin. İngiliz İşçi Partisi’nin yakasına yapışır da, siz nasıl sosyal demokrat partisiniz; gelişmelere karşı nasıl duyarsız kalırsınız diye ne kadar ağlaşırsak ağlaşalım; boşuna.
Yani biz, bize özgü; özgün bir tavır geliştirmeliyiz.
Şimdiden hazırlıklı olalım. Günün birinde bir insanlık ve solculuk abidesi Dersimli Kemal’i mahkeme operasyonları ile CHP’nin başına atayabilirler. Ve hatta yanına ulusalcı bilinen bir ekip de getirebilirler. Bu ekip zamanında Kılıçdaroğlu’na epey sayıp dökmüş olanlardan seçileceği için “yüksek bilince” sahip kitlemizi hemen oracıkta ikna da edebilir.
Dersimli Kemal ile Perinçek’in yedikleri içtikleri onları ilgilendirir. Afiyet, bal, şeker olsun. Ama bu yemek nelerin işareti, çok iyi sorgulamak zorundayız.
CHP’nin parça pinçik edilmeden seçim kararı alınmayacağı gayet açık. Yüzde otuzlarda seyreden oy oranımızın bu tür bölünmeler karşısında nasıl ayakta kalacağını, bundan nasıl etkileneceğini kestirmek zor değil.
Bir şey yapmalı. Şimdiye kadar yaptıklarımızdan farklı.
Bir şey yapmalı, sloganlara sığmayan, somut… ve Türkiye üzerine oynanan oyunu bozmalı!

DEVAMI
TANITIM

Trending

Tüm Hakları Saklıdır. © 2025